5 Aralık 2010 Pazar

CUMHURİYET SAVCILARI LÜTFEN BİZE YARDIM EDİNİZ

Sayın Kardeşim
Türkiye ve dünya için bir dönüm noktasına gelindi. Amerika’nın foyası dökülürken, hedef ülkelerin de ne olduklarını halkın anlayabilmesi için kapı aralanmaya başlandı. Türkiye geçmişte siyasilerin aklanmasını yargı yoluyla yapamadığı için, hem politikacılara hem yargıya güven gittikçe azaldı ve tehlikeli bir hal aldı.
Wikileaks belgeleri olarak bilinen, bomba gibi dünya kamuoyuna düşen belgeler, yeni bir dünyanın kurulması için önemli bir fırsat yaratmışa benzemektedir.
Yeniden yapılanma için böyle bir fırsatı en iyi değerlendirecek ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Bunun olabilmesinin tek koşulu, son zamanlarda her türlü ihbarı değerlendiren ve gereğini yapan savcılarımızın, bizzat Amerika tarafından kendilerine ait olduğunu teyit ettikleri bu rapor ve belgelerde yazılı olan hususları da tarafsız bir gözle inceleyip gerçeği halkımıza sunmaları ve suçlananları yargı yoluyla aklamaları olacaktır. Bekliyoruz…
Saygılarımla
Yazının devamanı okamak için burayı tıklayınız.

29 Kasım 2010 Pazartesi

SARI BOĞAYI FEDA ETMEYECEKTİNİZ

Sayın Kardeşim
İnsan doğası, nedense olumsuzlukların hep başkasına, iyiliklerin de hep kendisine geleceğini düşündürür. Bu nedenle ölümü, çaresiz hastalıklara tutulmayı, haksız yere tutuklanmayı, haksız yere mahkûm olmayı hep başkasına yakıştırır, kendisinden uzak zanneder.
Bu yaklaşım, eğer yeterince bilinç gelişmemişse, başkalarının haksızlıklarına duyarsız kalmayı da getirir. Sadece sıradan adamların değil, kendini doğrudan ya da dolaylı olarak koruyanların kısa vadeli çıkarları için ateşe atılmalarına da göz yumar. Esasında aslanların önüne atılanların, kendi gelecekleri olduğunu iş işten geçtikten sonra anlar.
Le Fonten masallarını seviyorsanız, bu yazıdaki öyküyü okuyunuz; öyküde kendinize uygun rolü ve yeri seçiniz…
Sevgilerimle
Yazının devamını okumak isterseniz burayı tıklayınız

23 Kasım 2010 Salı

TÜRBANLI TÜRK KADININI KUTLAMALI

Sayın Kardeşim
Bükemediğin kolu öpeceksin sözü, çok revaçta olan bir atasözümüzdür. Çok yerde kullanılabilir. Ancak bence en çok yerine oturduğu yer, türban tartışması sürecidir. Seksen yıllık çaba, türban olarak bilinen simgeyi ortadan kaldıramamıştır. Bu süre içinde bütün yasal zorlamalara ve tehditlere karşı boyun eğmeden büyük mücadele vererek, Atatürkçü, Kemalist, Aydınlıkça, Batı uygarlığı yanlısı geçinenlerin bileğini kanırta kanırta büken türbanlı Türk kadınının önünde saygıyla eğilmekten ve bundan böyle dini özgürlüklerini daha da ileriye götürecek uygulamaları devreye sokmak boynumuzun borcu olmuştur. Kendilerini (ayrıca ABD, AB ve NATO’yu) kutluyor, daha önemli adımlar atmaları dileğiyle saygıyla selamlıyoruz…
Yazının devamını okumak için buraya tıklayınız.

13 Kasım 2010 Cumartesi

KURBANIN KURBANI OLANLAR

Sunuş yazısı
Kurban bayramı geldi, her zamanki gibi çeşitli görüş ve tartışmalar yine gündeme düştü. Bugüne kadar yapılan tartışmalardan farklı bir sonuç çıkmadığı gibi düşünmemiz gerekenlerden daha da uzaklaştığımız anlaşılıyor. İnsanı insan yapan unsurların başında bir şeyin nedenini araştırma olduğuna göre bunu da masaya yatırmamız gerekti.
Acaba kurban kesme niye çıktı, bu hale niye geldi? Yapılanlar doğru mu yanlış mı; yanlışı ne doğrusu ne? Evrimci bir biyologun mantığıyla kurban öyküsünü ve bilimsel gerçekleri öğrenmek isterseniz, zaman ayırıp okumanızı öneririm. Bu yazı daha özet olarak 2009 yılında büyük bir olasılıkla adresinize gönderilmişti.

Bu vesile ile bayramınızı kutluyorum, esenlikler diliyorum.
Bu yazının devamını okumak istiyorsanız burayı tıklayınız.

BU ÜLKENİN GELECEĞİNİ ETKİLEYEN YÖK’ÜN ÖYKÜSÜ

Sevgili Kardeşim
Türkiye’nin en çok tartışılan kurumu, kuşkusuz 12 Eylül Cuntasının şemsiyesi altında 2547 sayılı yasayla kurulmuş olan Yüksek Öğretim Kurumu’dur (YÖK). Özellikle ilk yıllarında aldığı her karar değişik çevrelerce değişik şekilde yorumlanmış ve ilgiyle izlenmiştir. Bir kesime göre YÖK misyonunu tamamlamış, yapacağını yapmış, ülkenin en etkili kesimini ölü sessizliğine gömmeyi başarmıştır. Geldiğimiz noktada, ülkenin sorunlarına ve tartışılanlara bakılırsa bu kesimin çok da haksız olmadığı anlaşılmaktadır. Perşembeyi hazırlayanlar, çarşambada cirit atanlar olmuştur.
Aradan 28 yıl geçmiş olmasına karşın, varlığı hala protesto edilen, öğretim üyelerinin büyük bir kısmı ve öğrenciler tarafından bir türlü benimsenemeyen bu kuruluşun yapmış olduğu uygulamaları ve bugüne bırakmış olduğu tortuların neler olduğunu –o günleri yaşayan birinin penceresinden öğrenmek isterseniz- bu yazıyı okuyunuz. 1982 yılından sonra akademisyenliğe başlayanlar bu yazıyı mutlaka okuyunuz.
Yazının devamanı okumak için burayı tıklayınız.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Demokrasi demokrasi diye...

Sayın Kardeşim
Son zamanlarda herkesin ağzında demokrasi ve açılım sözcüğü adeta bir sakız halini almış durumda. Acaba demokrasi gerçekten birilerinin anladığı gibi istenilen –akla gelen- her şeyi yapma ve söyleme özgürlüğü mü, yoksa hepimizin geleceğini etkileyecek oluşumun gerçekleşmesi için sinsice kullanılmaya çalışılan bir kılıf mı?
Çocuklarımızın göreceğini ve önemli zorluklarla yüzleşeceğini düşünüyordum; ama bu satırları okuyanlar da önemli şeyleri göreceğe benziyor…
Sevgilerimle
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.

19 Eylül 2010 Pazar

Tarihimizdeki bir partinin yol haritası…

Sayın Kardeşim
Önemli günler yaşadık, çok daha önemlilerini yaşayacağa benziyoruz. Ancak geçmişi doğru yorumlayamazsak gelecek için de doğru tanıyı koyamayız. Önümüzdeki günlerde yaşayacağımız ilginç gelişmelerin kökünün 10 Kasım 1938’de çimlenmeye bırakılan ve benim de mensup olduğum kuşağın çıkarcı, vurdumduymaz, gününü gün etmeye alışmış, ilgisiz, bilgisiz, aymaz yapısından yararlanarak nasıl serpildiğinin öyküsünü ve bu olumsuz gelişmelerde rol alan baş aktörleri, orta yaşlı iseniz hatırlamak genç iseniz öğrenmek için okuyunuz derim...
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.