Değerli Kardeşim,
Yönetici seçme toplumsal bir değerdir. Her seçim aslında toplumun yapısını belirlemede önemli kıstasları ortaya koyması bakımından önemlidir. Bir toplum kendine benzemeyen birini seçemez. Kendine benzemeyen yöneticiler ancak devrimlerle ya da darbelerle gelir. Ülkemiz her türlüsünü yaşadı. Belki okuduğunuzda kendinizden bir şeyler de bulacaksınız…
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
9 Ekim 2014 Perşembe
KURBANIN KURBANI OLANLAR
Değerli Kardeşim,
Türkiye’deki iç ve dış gelişmeler Türkiye’nin bir yol ayırımına geldiğini göstermektedir. Ya uygar dünyanın bir parçası olma çabalarımızı sürdürürüz (uygar dünyada kalırız diyemiyorum; çünkü Avrupa Birliğine bile henüz almadılar) ya da dogmalar dünyasının bataklığında yerimizi alırız. Geleneğimize, inançlarımıza, dinimize ters düşse de uygar dünyanın olmaz ise olmazları var.
Uygar dünya ve bu ülkede birçok insan sokaklarda vahşi bir biçimde hayvan boğazlanmasını görmek istemiyor. Bunun yararını ekonominin, sosyolojinin, psikolojinin, empatinin (duygudaşlığın) en sapkın yönleriyle bile açıklayamazsınız. Belli ki bir ranta dönüştürülmüş kurban kesme geleneği, bunu çıkar amacıyla kullanan yönetimler ve kurumlar tarafından asla önlenmeyecektir.
Bu durumda tek çıkar yolumuz kalıyor. Bu ülkede her şeye karşın gelişen dünya düzenine ayak uydurabilecek, uygar, belirli bir kesimin hala ayakta olduğunu hatta etkin olduğunu düşünürsek, kurban kesme geleneğine son verme şansımız var demektir. Bu yazı, duyguları ve korkuları ile değil, aklı ile karar verecek insanların “karar almasında” yararı olur amacıyla dördüncü defa (çok değerli bir bilim ve din adamının makalesi de eklenerek) gönderilmiştir.
Kurbana hayır! Sosyalleşmeyi ve bütünleşmeyi sağlayan bayramına evet duygularımla, bayramınızı kutluyor sağlıklı günler diliyorum.
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Türkiye’deki iç ve dış gelişmeler Türkiye’nin bir yol ayırımına geldiğini göstermektedir. Ya uygar dünyanın bir parçası olma çabalarımızı sürdürürüz (uygar dünyada kalırız diyemiyorum; çünkü Avrupa Birliğine bile henüz almadılar) ya da dogmalar dünyasının bataklığında yerimizi alırız. Geleneğimize, inançlarımıza, dinimize ters düşse de uygar dünyanın olmaz ise olmazları var.
Uygar dünya ve bu ülkede birçok insan sokaklarda vahşi bir biçimde hayvan boğazlanmasını görmek istemiyor. Bunun yararını ekonominin, sosyolojinin, psikolojinin, empatinin (duygudaşlığın) en sapkın yönleriyle bile açıklayamazsınız. Belli ki bir ranta dönüştürülmüş kurban kesme geleneği, bunu çıkar amacıyla kullanan yönetimler ve kurumlar tarafından asla önlenmeyecektir.
Bu durumda tek çıkar yolumuz kalıyor. Bu ülkede her şeye karşın gelişen dünya düzenine ayak uydurabilecek, uygar, belirli bir kesimin hala ayakta olduğunu hatta etkin olduğunu düşünürsek, kurban kesme geleneğine son verme şansımız var demektir. Bu yazı, duyguları ve korkuları ile değil, aklı ile karar verecek insanların “karar almasında” yararı olur amacıyla dördüncü defa (çok değerli bir bilim ve din adamının makalesi de eklenerek) gönderilmiştir.
Kurbana hayır! Sosyalleşmeyi ve bütünleşmeyi sağlayan bayramına evet duygularımla, bayramınızı kutluyor sağlıklı günler diliyorum.
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
ISKANDAL
Değerli Kardeşim,
Ana, hava gibidir; alamadığınız zaman farkına varırsınız. Ananız yaşıyorsa – şu andaki fiziki durumu ne olursa olsun – hala arkanızdaki manevi güçtür. Lütfen onlara olması gibi davranın. Benim gibi yitirmiş iseniz, en azından bugün, günlük koşuşturmanız arasında, kalbinizin sevgi odacığından ona bir demet sunun, bağrınızda sıcaklığını, dudaklarınızda ellerinin şefkatini hissedin.
Birçoğunuzun benzerine tanık olduğu, bir kısmınızın dolaylı olarak benzerlerini duyduğu, Anadolu insanının bir dönem ilginç bir şekilde yaşadığı öykülerden birini, bizzat tanık olduğum bir öyküyü, gelecek kuşaklara not düşsün diye yazıya döktüm. Günlük sıkıntılarından uzaklaşmak ve bir dönemin insanlarını anlamak isterseniz okuyunuz derim; eğer zaman bulamaz iseniz, yine de atmayınız, Ali Demirsoy klasörünün içine sürükleyiniz, bakarsınız çocuklarınız ilginç bulabilir. Sevgilerimle.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Ana, hava gibidir; alamadığınız zaman farkına varırsınız. Ananız yaşıyorsa – şu andaki fiziki durumu ne olursa olsun – hala arkanızdaki manevi güçtür. Lütfen onlara olması gibi davranın. Benim gibi yitirmiş iseniz, en azından bugün, günlük koşuşturmanız arasında, kalbinizin sevgi odacığından ona bir demet sunun, bağrınızda sıcaklığını, dudaklarınızda ellerinin şefkatini hissedin.
Birçoğunuzun benzerine tanık olduğu, bir kısmınızın dolaylı olarak benzerlerini duyduğu, Anadolu insanının bir dönem ilginç bir şekilde yaşadığı öykülerden birini, bizzat tanık olduğum bir öyküyü, gelecek kuşaklara not düşsün diye yazıya döktüm. Günlük sıkıntılarından uzaklaşmak ve bir dönemin insanlarını anlamak isterseniz okuyunuz derim; eğer zaman bulamaz iseniz, yine de atmayınız, Ali Demirsoy klasörünün içine sürükleyiniz, bakarsınız çocuklarınız ilginç bulabilir. Sevgilerimle.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
TÜRKİYE’NİN ÖNEMLİ SINAVLARININ BİLİNMEYEN ÖYKÜSÜ
Değerli Kardeşim,
TUS, YGS, KPSS, LYS, ALES yapılmasında ve bazılarının yürütülmesinde belirli sürelerle katkım oldu. Bu ülkenin insanını tarafsız değerlendirme için her zaman girişimlerde bulundum; ancak yetkili yerlerde olamadığım için istediklerimi tümüyle benimsetemedim. Ancak karınca kararınca katkım olduğunu düşünerek yine de mutlu olduğumu söyleyebilirim.
Nasıl başladık, nasıl sürdürdük nereye geldik? Eğer doğanın yadsınamaz kuralını uygulamayı kaçınılmaz olarak görüyorsak, başarılı olanın seçilmesinin gerektiği düşüncemin hala geçerli olduğunu söyleyebilirim. Eğitiminden mutlu olmayan, haksızlığa uğradığını düşünen, beklediği yere gelmediğini varsayan herkesin okumasını öneririm…
Özel not: Görünürde KPSS sınavı, gençlerini üniversitede meşgul ettikten sonra, iş veremeyen, kadrosuna alamayan yönetimlerin, sanki kusur ve yetersizlik gençlerdeymiş izlenimi vermek için KPSS sınavı gibi ucube bir “bahane” nedeni yaratma kurnazlığından başka bir şey değildir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
TUS, YGS, KPSS, LYS, ALES yapılmasında ve bazılarının yürütülmesinde belirli sürelerle katkım oldu. Bu ülkenin insanını tarafsız değerlendirme için her zaman girişimlerde bulundum; ancak yetkili yerlerde olamadığım için istediklerimi tümüyle benimsetemedim. Ancak karınca kararınca katkım olduğunu düşünerek yine de mutlu olduğumu söyleyebilirim.
Nasıl başladık, nasıl sürdürdük nereye geldik? Eğer doğanın yadsınamaz kuralını uygulamayı kaçınılmaz olarak görüyorsak, başarılı olanın seçilmesinin gerektiği düşüncemin hala geçerli olduğunu söyleyebilirim. Eğitiminden mutlu olmayan, haksızlığa uğradığını düşünen, beklediği yere gelmediğini varsayan herkesin okumasını öneririm…
Özel not: Görünürde KPSS sınavı, gençlerini üniversitede meşgul ettikten sonra, iş veremeyen, kadrosuna alamayan yönetimlerin, sanki kusur ve yetersizlik gençlerdeymiş izlenimi vermek için KPSS sınavı gibi ucube bir “bahane” nedeni yaratma kurnazlığından başka bir şey değildir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Toprağını koruyamayan bir devletin egemenlik hakkı er ya da geç tartışmaya açılır...
Sevgili Kardeşim,
Bu coğrafya üzerinde kara bulutların daha da yoğunlaştığı uzun zamandır biliniyor. Hanımı Sokrates’i yaşam tarzı ile ilgili olarak sürekli uyarıyor. Bir gün yine sorumsuz bir şekilde öğrencileri ile eve girerken, karışı kalın bir oklavayla kafasına vuruyor. Sokrates, öğrencilerine dönerek, bu kadar gök gürlemesinden ve şimşek çakmasından sonra dolu yağacağı belliydi. Biz de bu coğrafyada doluya tutulduk. Bunu bu ülkenin kenara atılmış çok sınırlı sayıda kalan aydını tahmin etmişti. Zayıf da olsa uyarmıştı. Bu ülkenin toprak yönetimini de aydınlar uyardı, uyarıyor. Ancak sağırlık bilinen en kötü duyu eksikliğidir…
Bu ülkenin topraklarını yaklaşık 700 yıldan beri kullanıyoruz. Nasıl kullandığımızı bir kenara bırakalım; sicilimiz temiz olmayabilir. Ancak bundan böyle nasıl kullanmalıyız, yönetmeliyiz sorusunun yanıtını arayalım. Topraklar bir millete kullanım hakkıyla verilir, tapusuyla değil; eğer onu hor kullanırsanız ya da kısa vadeli çıkarlarınız için peşkeş çekerseniz, bir gün tümüne birileri sahip çıkmaya kalkışır. Yaşamadan öğrenmeye ne dersiniz?
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Bu coğrafya üzerinde kara bulutların daha da yoğunlaştığı uzun zamandır biliniyor. Hanımı Sokrates’i yaşam tarzı ile ilgili olarak sürekli uyarıyor. Bir gün yine sorumsuz bir şekilde öğrencileri ile eve girerken, karışı kalın bir oklavayla kafasına vuruyor. Sokrates, öğrencilerine dönerek, bu kadar gök gürlemesinden ve şimşek çakmasından sonra dolu yağacağı belliydi. Biz de bu coğrafyada doluya tutulduk. Bunu bu ülkenin kenara atılmış çok sınırlı sayıda kalan aydını tahmin etmişti. Zayıf da olsa uyarmıştı. Bu ülkenin toprak yönetimini de aydınlar uyardı, uyarıyor. Ancak sağırlık bilinen en kötü duyu eksikliğidir…
Bu ülkenin topraklarını yaklaşık 700 yıldan beri kullanıyoruz. Nasıl kullandığımızı bir kenara bırakalım; sicilimiz temiz olmayabilir. Ancak bundan böyle nasıl kullanmalıyız, yönetmeliyiz sorusunun yanıtını arayalım. Topraklar bir millete kullanım hakkıyla verilir, tapusuyla değil; eğer onu hor kullanırsanız ya da kısa vadeli çıkarlarınız için peşkeş çekerseniz, bir gün tümüne birileri sahip çıkmaya kalkışır. Yaşamadan öğrenmeye ne dersiniz?
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Paralel yapı olarak adlandırılan yapılanma, siyaseten ortadan kaldırılmalıdır; çünkü iki cambaz bir ipte oynayamaz.
Paralel yapı olarak adlandırılan yapılanma, siyaseten ortadan kaldırılmalıdır; çünkü iki cambaz bir ipte oynayamaz. Ancak toplumun da öbür cambazın bir gün ayaklarını yere bastırması gerekir. O gün geldi…
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
YA KURCALAMA YA DA KURCALARSAN TAM KURCALA!
Değerli Kardeşim,
Birçok zorluğumuzun geçmişteki eğitimimizden ya da dayatılan yaşam tarzımızdan kaynaklandığını öğrendiğimizde, bugün hep yan çizdiğimiz birçok sorunun nedenini kurcalamaya kalkıştığımızda yolumuzun üzerindeki engellerin nasıl kalktığını göreceğiz. Yeter ki o cesareti gösterebilelim. Zihnimizin kurcalanmasından rahatsız olmamanın yolunu aramalıyız.
Kurcalamasanız, kurcalanırsınız…
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Birçok zorluğumuzun geçmişteki eğitimimizden ya da dayatılan yaşam tarzımızdan kaynaklandığını öğrendiğimizde, bugün hep yan çizdiğimiz birçok sorunun nedenini kurcalamaya kalkıştığımızda yolumuzun üzerindeki engellerin nasıl kalktığını göreceğiz. Yeter ki o cesareti gösterebilelim. Zihnimizin kurcalanmasından rahatsız olmamanın yolunu aramalıyız.
Kurcalamasanız, kurcalanırsınız…
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
İNSAN SOYUNUN EN SON KAZANDIĞI DUYGU UTANMADIR
Değerli Kardeşim,
Günlük çarpıklıkları gündeme getirme gına getirdi. Bu yazıda istedim ki, duyularımızın evrimi ile bir giriş yapıp, daha sonra bu süreci gündeme kadar uzatarak, “Utanma” duyusunun ne zaman ortaya çıktığını, insanı insan yapan değer olarak ne anlama geldiğini anlatayım. Bunun için en güzel örnekleri son günlerde yaşıyoruz. Keyifle okuyacağınızı umuyorum.
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Günlük çarpıklıkları gündeme getirme gına getirdi. Bu yazıda istedim ki, duyularımızın evrimi ile bir giriş yapıp, daha sonra bu süreci gündeme kadar uzatarak, “Utanma” duyusunun ne zaman ortaya çıktığını, insanı insan yapan değer olarak ne anlama geldiğini anlatayım. Bunun için en güzel örnekleri son günlerde yaşıyoruz. Keyifle okuyacağınızı umuyorum.
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
DÜŞÜNCELERİNİ SADECE İNANMA İLE KURAN İNSANLARLA TARTIŞAMAM
Değerli Kardeşim,
Evrim-Yaratılış tartışması kural olarak gereksiz ve yararsızdır. Bu tartışmalarla düşüncesini değiştirenlerin sayısı büyük bir olasılıkla yok denecek kadar azdır. Kaldı ki evrimin hiçbir süreci, mekanizması, kullandığı yöntemler kısa bir söyleşi sırasında hemen anlaşılacak kadar sığ değildir. Astronomi, fizik, kimya, jeoloji, paleontoloji ve biyoloji bilimini yeterince bilmeyenler için de neredeyse olanaksızdır.
Bu açıdan bakıldığında görsel basında evrimciler ile yaratılışçıların tartışması sadece insanlara keyifli bir saat geçirmelerinden öte yarar sağladığını inanmıyorum.
Not: Bu yazıyı göndermemin nedenlerinden biri de 04.05.2013 tarihinde, CNN Türk’te yapılan bir evrim-din programında adımın geçmiş olmasıdır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Evrim-Yaratılış tartışması kural olarak gereksiz ve yararsızdır. Bu tartışmalarla düşüncesini değiştirenlerin sayısı büyük bir olasılıkla yok denecek kadar azdır. Kaldı ki evrimin hiçbir süreci, mekanizması, kullandığı yöntemler kısa bir söyleşi sırasında hemen anlaşılacak kadar sığ değildir. Astronomi, fizik, kimya, jeoloji, paleontoloji ve biyoloji bilimini yeterince bilmeyenler için de neredeyse olanaksızdır.
Bu açıdan bakıldığında görsel basında evrimciler ile yaratılışçıların tartışması sadece insanlara keyifli bir saat geçirmelerinden öte yarar sağladığını inanmıyorum.
Not: Bu yazıyı göndermemin nedenlerinden biri de 04.05.2013 tarihinde, CNN Türk’te yapılan bir evrim-din programında adımın geçmiş olmasıdır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
GULLİK BEKİR, ALLAH VEKİL, DİYARBEKİR
Bir insanı küçümsemek akılsızlık, büyük görmek ise korkaklıktır. Kızılderili Atasözü
Değerli Kardeşim,
Çoğumuzun çıkarı için goygoyculuğa soyunduğu, yetkisi olanların da birilerini doyurmaya, susturmaya, çevresine çıkar sağlamaya ve padişah gibi davranmaya yeltendikleri bir dünyada düşecekleri durumu gösteren yaşanmış bir öyküyü öğrenmek isterseniz, okuyunuz.
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Değerli Kardeşim,
Çoğumuzun çıkarı için goygoyculuğa soyunduğu, yetkisi olanların da birilerini doyurmaya, susturmaya, çevresine çıkar sağlamaya ve padişah gibi davranmaya yeltendikleri bir dünyada düşecekleri durumu gösteren yaşanmış bir öyküyü öğrenmek isterseniz, okuyunuz.
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Türkiye Cumhuriyetinin Tuzağa Düşürüldüğü Dönem
Değerli Kardeşlerim,
Türkiye’nin yaşamakta olduğu bu süreçlerin ve keşmekeşliğin kökenlerinin uzandığı en eski tarihleri belki merak etmemiş olabilirsiniz. Hiçbir siyasi olayın durup dururken yaşanamayacağını da göz önüne aldığımızda, bugün hepimizi endişeye sürükleyen olayların kuluçkaya konduğu bir dönem olduğunu göreceğiz. Bu yazıda, kendi ayağı ile tuzağa düşen ya da düşürülen Türkiye’nin bir dönemini ve basiretsiz devlet adamlarının egemen olduğu bir dönemi irdeleyeceğiz. Ayrıca geçmişten ders almayanların hala eski berbere tıraş olma heveslerinin bu ülkeye neye mal olduğunu ve olacağını öğrenmek isterseniz, bu yazıyı dikkatle okuyunuz derim.
Sevgilerimle...
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Türkiye’nin yaşamakta olduğu bu süreçlerin ve keşmekeşliğin kökenlerinin uzandığı en eski tarihleri belki merak etmemiş olabilirsiniz. Hiçbir siyasi olayın durup dururken yaşanamayacağını da göz önüne aldığımızda, bugün hepimizi endişeye sürükleyen olayların kuluçkaya konduğu bir dönem olduğunu göreceğiz. Bu yazıda, kendi ayağı ile tuzağa düşen ya da düşürülen Türkiye’nin bir dönemini ve basiretsiz devlet adamlarının egemen olduğu bir dönemi irdeleyeceğiz. Ayrıca geçmişten ders almayanların hala eski berbere tıraş olma heveslerinin bu ülkeye neye mal olduğunu ve olacağını öğrenmek isterseniz, bu yazıyı dikkatle okuyunuz derim.
Sevgilerimle...
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Bir zamanlar Fırat temiz akardı
Değerli Kardeşim,
Bir devletin adalet mekanizması ve işleyişi nasıl kirletilir? Dünya adalet tarihinde nadiren yaşanan bir olaya tanık olmanın ezikliği nasıl olur? Okuyunuz ve görünüz…
Sevgilerimle...
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Bir devletin adalet mekanizması ve işleyişi nasıl kirletilir? Dünya adalet tarihinde nadiren yaşanan bir olaya tanık olmanın ezikliği nasıl olur? Okuyunuz ve görünüz…
Sevgilerimle...
Yazının devamını okumak için tıklayın.
“Geri Denetim” yani “Feed Back” mekanizmasını bilmiyorsanız, bilip de uygulamıyorsanız er ya da geç yok olursunuz...
“Demokrasinizin kalitesi seçmenlerinizin kalitesine bağlıdır”
Prof. Dr. Ali Demirsoy
Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme,
Tükettirme içindeki yaşama sevgisini...
Ya çare sizsiniz ya da çaresizsiniz…
Öyle bir hayat yaşadım ki, cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum.
Oynadım…
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum, okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Prof. Dr. Ali Demirsoy
Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme,
Tükettirme içindeki yaşama sevgisini...
Ya çare sizsiniz ya da çaresizsiniz…
Öyle bir hayat yaşadım ki, cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum.
Oynadım…
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum, okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Bu ülkenin neresine kim elini kolunu sallayarak gider?
Değerli Kardeşim,
Son günlerdeki istekler, söylemler, nutuklar ürkütücü olmaya başlamıştır. Ülke içinde herkesin elini kolunu sallayarak her yere gidip düşüncesini açıklama olanağı kalmamış; yemin edilen üniter yapının üstüne “açılım ve demokrasi” örtüsü ile kara bulutlar çökmeye başlamıştır. Herkes birbirine bu işin sonu ne olacak diye sormaya başlamıştır. Belli ki bu coğrafya birçok olaya gebe; iyimser olanlar sadece tezgâhın içinde olanlar. Bu yazıyı okuyanlardan bazıları keşke yanıldığımı söylese…
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Son günlerdeki istekler, söylemler, nutuklar ürkütücü olmaya başlamıştır. Ülke içinde herkesin elini kolunu sallayarak her yere gidip düşüncesini açıklama olanağı kalmamış; yemin edilen üniter yapının üstüne “açılım ve demokrasi” örtüsü ile kara bulutlar çökmeye başlamıştır. Herkes birbirine bu işin sonu ne olacak diye sormaya başlamıştır. Belli ki bu coğrafya birçok olaya gebe; iyimser olanlar sadece tezgâhın içinde olanlar. Bu yazıyı okuyanlardan bazıları keşke yanıldığımı söylese…
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Ben, izlediğim dincilerden ve inanlardan farklı bir mantığa sahibim
Değerli Kardeşim,
Süreç sonunda orta eğitimdeki çocuklarımızın formatlanmasına geldi. Geriye dönüşü kesinlikli olmayan bir dönemeci almış bulunuyoruz. İlköğretim ve anaokulunun sırada olmadığına kimse inanmayacaktır. Önümüzde tarihte ve günümüzde komşularımızda yaşanan “tiksinerek öğrendiğimiz ve izlediğimiz” olayları bizzat yaşayacağımız bir döneme giriyoruz. Çıkarı için çocuklarının geleceğini karartan, arka bahçe olarak yetiştirmeye kalkışan, uygarlık ve demokrasi deneyimi olan başka bir ülke biliyor musunuz? Sadece bu ülkenin insanları değil, sadece bu coğrafyanın insanları değil, İslam Ülkelerinin tümü “model olma özelliğimizi bir yana bıraktığımız için” korkarım ki bizi lanetle anacaklardır…
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Süreç sonunda orta eğitimdeki çocuklarımızın formatlanmasına geldi. Geriye dönüşü kesinlikli olmayan bir dönemeci almış bulunuyoruz. İlköğretim ve anaokulunun sırada olmadığına kimse inanmayacaktır. Önümüzde tarihte ve günümüzde komşularımızda yaşanan “tiksinerek öğrendiğimiz ve izlediğimiz” olayları bizzat yaşayacağımız bir döneme giriyoruz. Çıkarı için çocuklarının geleceğini karartan, arka bahçe olarak yetiştirmeye kalkışan, uygarlık ve demokrasi deneyimi olan başka bir ülke biliyor musunuz? Sadece bu ülkenin insanları değil, sadece bu coğrafyanın insanları değil, İslam Ülkelerinin tümü “model olma özelliğimizi bir yana bıraktığımız için” korkarım ki bizi lanetle anacaklardır…
Yazının devamını okumak için tıklayın.
“Allah bilir” sözü düşünmedeki farklılığın temelidir
Değerli Kardeşim,
Evrim kavramı bu topluma geç girmiş olmasının ve bir türlü geniş bir kitle tarafından benimsenmemiş olmasının bir nedeni olmalıdır. Ancak böyle bir düşünce tarzının gecikmesinin sadece inançla ilgili olmadığının, bunun bir toplumun yaratıcılığındaki aksaklık ile yakından ilgili olduğu bilinmektedir. Sorunlarının nedenini araştırmayan, gücünü dogmanın verimsiz tarlalarında tüketen toplumların sadece doğanın tüketicileri olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Yaratıcılığın itici gücü olan evrimsel düşünmeyi, dinin karşısında tehdit olarak sunanlar bu coğrafyaya en büyük kötülüğü yapmıştır. Şu anda yaşadığımız olumsuzlukların (yanlış dış politikalar, yalan, talan, yasaların çarpık tefsirinin) önemli bir kısmı analitik düşünce eksikliğinden kaynaklanmıştır.
Birçoğumuzun evrim kavramına neden soğuk durduğunu, sorunlarımızın gittikçe niye kördüğüm olduğunu, bu anlayışla başımızın beladan neden kurtulamayacağını, bu yazı ile belki daha iyi anlayabileceksiniz…
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Evrim kavramı bu topluma geç girmiş olmasının ve bir türlü geniş bir kitle tarafından benimsenmemiş olmasının bir nedeni olmalıdır. Ancak böyle bir düşünce tarzının gecikmesinin sadece inançla ilgili olmadığının, bunun bir toplumun yaratıcılığındaki aksaklık ile yakından ilgili olduğu bilinmektedir. Sorunlarının nedenini araştırmayan, gücünü dogmanın verimsiz tarlalarında tüketen toplumların sadece doğanın tüketicileri olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Yaratıcılığın itici gücü olan evrimsel düşünmeyi, dinin karşısında tehdit olarak sunanlar bu coğrafyaya en büyük kötülüğü yapmıştır. Şu anda yaşadığımız olumsuzlukların (yanlış dış politikalar, yalan, talan, yasaların çarpık tefsirinin) önemli bir kısmı analitik düşünce eksikliğinden kaynaklanmıştır.
Birçoğumuzun evrim kavramına neden soğuk durduğunu, sorunlarımızın gittikçe niye kördüğüm olduğunu, bu anlayışla başımızın beladan neden kurtulamayacağını, bu yazı ile belki daha iyi anlayabileceksiniz…
Yazının devamını okumak için tıklayın.
ALICISI OLAN YERDE SATICI DA BİTER
Değerli Kardeşim,
Bu coğrafyanın neden bir türlü rahat yüzü görmediğini, gelecekte de “bu gidişle” çok şeye gebe olduğunu açık açık söylemenin zamanı geçiyor derim. Sadece birkaç dakikanızı ayırıp, “neden böyle olduk, ne olacağız?” sorularının yanıtını arayalım derim…
Saygılarımla
Bu coğrafyanın neden bir türlü rahat yüzü görmediğini, gelecekte de “bu gidişle” çok şeye gebe olduğunu açık açık söylemenin zamanı geçiyor derim. Sadece birkaç dakikanızı ayırıp, “neden böyle olduk, ne olacağız?” sorularının yanıtını arayalım derim…
Saygılarımla
Kazaya İnanlar
Değerli Kardeşim
En çok ibadet eden ülkelerin neden en çok felaket
(dogmatiklerin tanımıyla kazanın) yaşadıklarını merak edebilirsiniz. Bir
toplumu doğru düşündürebilmek, araştırıcı yetiştirmek, hukuka saygılı insanlar
yapabilmek için hangi yolların doğru, hangisinin yararsız olduğunu öğrenmek
isteyebilirsiniz. Son yaşadığımız SOMA faciasını bu açıdan değerlendirmek de
isteyebilirsiniz. Bu yazı bunların yanı sıra çocuklarınızı nasıl
yetiştireceğiniz konusunda da yararlı bilgiler verebilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)