Değerli Meslektaşlarım (özellikle akşam sabah üniversite sorununu tartışanlar),
Son 30 yıldan bu yana ayrıcasız her üniversite mensubu, tasarladığı üniversite modelini aramakta, huzursuzlukların ve şikâyetlerin ardı arkası kesilmemektedir. Yönetime gelenler mutlu, yönetilenler ise mutsuzdur. Aslında araştırma görevlisinden YÖK başkanına kadar herkes arayış içerisindedir.
Ancak biraz kurcaladığınızda her kesin sorununu çözmek istediği bir sistem arayışının içinde olduğu görülmektedir. Yönetimden şikayet edenler, yönetici olduklarında birden bire huzursuzluklarının tümü ortadan kalkmaktadır.
Ben 4936 nolu üniversite yasasında, aynı kanunun değiştirilmiş şeklinde (28 Ekim 1960), 1750 üniversite yasasında (27 Temmuz 1973) ve 2547 nolu üniversite yasasında (4 Kasım 1981) ve bu sonuncu yasanın sayısız değiştirilmiş şeklinde, asistanlıktan dekanlığa kadar olan kademelerde idare edilmiş ve idare etmiş (1978 yılından bu yana prof olarak görev yapmış) bir meslektaşınız olarak epeyi bir gözlem biriktirdiğimi söyleyebilirim.
Benim üniversitem de başta olmak üzere Türkiye sürekli “nasıl bir üniversite olmalıdır?” konusunu tartışıyor. Herkes nereden bir darbe yemişse, beklentisi yerine gelmemişse, üniversite yasasının ve yöneticisinin o yönünü gündeme getiriyor. Herkes filin bir yanını tutuğu ve tuttuğu yer ile fili tanımlamaya kalkıştığı için ortaya tuhaf bir görüntü çıkıyor. Bu önermeler, doğal olarak buram buram, kişinin uğradığı haksızlıklar ve beklentileriyle bezenmiş oluyor. Yöneticiler ise ali kıran baş kesen. Hiçbir konuda elamanlarına danışma zorunluluğunu duymayan bir yasayla üniversite idare ettiklerini düşünüyorlar.
Şu ana kadar benim elime ne üniversitelerden ne ilgili meslektaşlarımızdan bütün bu sistemi yeniden ele alan ve evrensel bir mantık ile değerlendiren bir öneri ele geçmedi. Bu, aslında üniversitelerimizde “bir üniversite ne olmalıdır?” konusunda” yerleşmiş bir fikrin yaygın olmadığının işaretidir.
Kurum içi ya da kurum dışı bazı paylaşım sitelerinde, birkaç cümle ile “herkesçe malum olan” üstü açık ya da kapalı tenkitlerin ve önerilerin dile getirilmesinin etkili olmadığını söyleyebilirim. Özellikle 1981 yılından bu yana etkili yönetim görevlerinde bulunan (dekanlık ve üstü) ve bu görevlerinden alınanların ya da bir daha atanmayanların tenkit düzmeye kalkışanların samimiyetinden kuşku duyulmalıdır.
Unutmayınız! Üniversitelerimiz 1981 yılından bu yana evrensel yaklaşım ile hiçbir zaman yönetilmediler. Şikâyetler hiç bir zaman azalmadı (bilimsel ve evrensel mantığı olan çok az sayıdaki yöneticinin yönettiği birkaç üniversitemizin belirli dönemleri hariç).
Bir kurumun başarılı olması, kuruluşundaki (yasal düzenlemedeki) tutarlılıklar ve o kurumların etkili denetimleri ile olacağını biliyoruz.
Katılır ya da katılmazsınız; bu üç üniversite yasasını yaşamış, yarım yüzyılını bu kurumlarda geçirmiş biri olarak şimdi gönderdiğim “bir üniversite nasıl olmalıdır?” konusundaki yazımla ve daha sonra göndereceğim “üniversitelerde denetim nasıl olmalıdır” yazımla katkıda bulunmak istedim.
Dilerim yararı olur.