26 Mart 2014 Çarşamba

GELECEĞİN ÜNİVERSİTELERİNDE ÖZDENETİM

Sayın Kardeşim,

Yaklaşık 50 sayfa olan “Nasıl Bir Üniversite” başlıklı yazımı bir olasılıkla bir kısmınız çeşitli nedenlerle okumamış olabilir. Gerçek anlamda denetlenemeyen kurumların düzenle şansının düşük olduğunu biliyoruz.

Bu yazı “Bir Üniversite Nasıl Denetlenir” konusuna ayrılmıştır. Ömrümüzün çoğunu geçirdiğimiz, ekmeğini yediğimiz bu kurumlara yeni bir gözle bakmak kaçınılmaz gözüküyor. Yeni bir üniversite yasası da ufukta gözüküyor.

Daha önce gönderdiğim (şimdi küçük ekleri var) bu yazıyı geleceğimiz açısından okuyun derim.

Bugüne kadar bir türlü saydamlaştırılamayan ve kronik bir yapıya dönüşmüş üniversitelerimizi acaba hangi yapılanma ile -akademik özgürlüğünü ve üniversite bağımsızlığını bozmadan- denetleyebiliriz ve yetiştireceğimiz öğrencileri küresel niteliğe kavuşturabiliriz.

Büyük bir olasılıkla –bu düzen böyle devam ederse- bunu bugün bebek olan çocuklarınız ya da torunlarınız görecektir.

Saygılarımla



NASIL BİR ÜNİVERSİTE

Değerli Meslektaşlarım (özellikle akşam sabah üniversite sorununu tartışanlar),

         Son 30 yıldan bu yana ayrıcasız her üniversite mensubu, tasarladığı üniversite modelini aramakta, huzursuzlukların ve şikâyetlerin ardı arkası kesilmemektedir. Yönetime gelenler mutlu, yönetilenler ise mutsuzdur. Aslında araştırma görevlisinden YÖK başkanına kadar herkes arayış içerisindedir.
         Ancak biraz kurcaladığınızda her kesin sorununu çözmek istediği bir sistem arayışının içinde olduğu görülmektedir. Yönetimden şikayet edenler, yönetici olduklarında birden bire huzursuzluklarının tümü ortadan kalkmaktadır.
         Ben 4936 nolu üniversite yasasında, aynı kanunun değiştirilmiş şeklinde (28 Ekim 1960), 1750 üniversite yasasında (27 Temmuz 1973) ve 2547 nolu üniversite yasasında (4 Kasım 1981) ve bu sonuncu yasanın sayısız değiştirilmiş şeklinde, asistanlıktan dekanlığa kadar olan kademelerde idare edilmiş ve idare etmiş (1978 yılından bu yana prof olarak görev yapmış) bir meslektaşınız olarak epeyi bir gözlem biriktirdiğimi söyleyebilirim.
         Benim üniversitem de başta olmak üzere Türkiye sürekli “nasıl bir üniversite olmalıdır?” konusunu tartışıyor. Herkes nereden bir darbe yemişse, beklentisi yerine gelmemişse, üniversite yasasının ve yöneticisinin o yönünü gündeme getiriyor. Herkes filin bir yanını tutuğu ve tuttuğu yer ile fili tanımlamaya kalkıştığı için ortaya tuhaf bir görüntü çıkıyor. Bu önermeler, doğal olarak buram buram, kişinin uğradığı haksızlıklar ve beklentileriyle bezenmiş oluyor. Yöneticiler ise ali kıran baş kesen. Hiçbir konuda elamanlarına danışma zorunluluğunu duymayan bir yasayla üniversite idare ettiklerini düşünüyorlar.
         Şu ana kadar benim elime ne üniversitelerden ne ilgili meslektaşlarımızdan bütün bu sistemi yeniden ele alan ve evrensel bir mantık ile değerlendiren bir öneri ele geçmedi. Bu, aslında üniversitelerimizde “bir üniversite ne olmalıdır?” konusunda” yerleşmiş bir fikrin yaygın olmadığının işaretidir.
         Kurum içi ya da kurum dışı bazı paylaşım sitelerinde, birkaç cümle ile “herkesçe malum olan” üstü açık ya da kapalı tenkitlerin ve önerilerin dile getirilmesinin etkili olmadığını söyleyebilirim. Özellikle 1981 yılından bu yana etkili yönetim görevlerinde bulunan (dekanlık ve üstü) ve bu görevlerinden alınanların ya da bir daha atanmayanların tenkit düzmeye kalkışanların samimiyetinden kuşku duyulmalıdır.
         Unutmayınız! Üniversitelerimiz 1981 yılından bu yana evrensel yaklaşım ile hiçbir zaman yönetilmediler. Şikâyetler hiç bir zaman azalmadı (bilimsel ve evrensel mantığı olan çok az sayıdaki yöneticinin yönettiği birkaç üniversitemizin belirli dönemleri hariç).
         Bir kurumun başarılı olması, kuruluşundaki (yasal düzenlemedeki) tutarlılıklar ve o kurumların etkili denetimleri ile olacağını biliyoruz.
         Katılır ya da katılmazsınız; bu üç üniversite yasasını yaşamış, yarım yüzyılını bu kurumlarda geçirmiş biri olarak şimdi gönderdiğim “bir üniversite nasıl olmalıdır?” konusundaki yazımla ve daha sonra göndereceğim “üniversitelerde denetim nasıl olmalıdır” yazımla katkıda bulunmak istedim.

Dilerim yararı olur.

8 Mart 2014 Cumartesi

Yalnızlaşan İnsan

Yine de yalnızlığa ve geleceğe hazırlıklı olmalı insan; büyük şair Can Yücel böyle bir duyguyu şiirine yansıtmış.

Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama; “Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
Yoksa, zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama; ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...


CAN YÜCEL

Kavramları birbirine karıştırırsanız çıkmaza sürüklenirsiniz

Değerli Kardeşim
Sözüm ona demokrasi Paketi adı altında açılan, açılır açılmaz da yürürlüğe konan uygulamalar, başka hesapları olan ve çıkarı için susmayı yeğleyenler hariç, çoğu Türk Vatandaşını endişeye sürüklediğini görüyoruz. Aslında perşembenin gelişi çarşambadan belliydi; çark dönmeye devam ediyor; dahasını da belli ki göreceğiz.
     Ancak bu sürecin en ürkütücü tarafı getirilen sözümona demokrasi açılımlarının geçmişe dönük yorum ve suçlamalarıydı. Bu ülkeye önemli katkılarda bulunan değerli insanların hizmetlerine ve kişiliklerine, yüzümüze baka baka hakaret edilmesini, atalarına saygı göstermeyi en önemli erdem bilen bu halkın duymazlıktan gelmesi doğrusu geleceğimiz açısından endişe verici bir durumdur. Bu ülkenin Tarih Bölümlerinde ve Atatürk İnkılâpları Enstitülerinde çalışanlar acaba dillerini mi yuttular?
Saygılarımla

Bize uygarlığın yolunu açan yüce Atatürk’ün manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum.

KOSKOSİK MEMLEKETİ

Değerli Kardeşim
Belki bir kısmınız “yazar ve çizerlerin, doğruyu söylemeye kalkışanların ötelendiği bir ülkede” birilerinin ve bu bağlamda benim, elimizden geldiği kadar kalemi elden bırakmamada ısrarlı olduğunu merak etmiş olabilir. Bu, yetişme tarzından, ülkesine bağlılığından ve en önemlisi mesleği gereği bulunduğu toplumu aydınlatma çabasından ileri gelebilir.
Bir ülkede ve bir köyde yaşandığı dilden dile anlatılan bir öykünün benzeri yaşanıyor mu diye merak etmiştim. Sizinle de paylaşmak istedim. Bakarsınız bu önemli hafta içinde bu öyküye ayıracak zamanınız olur.

Sevgilerle, 17.10.2013

ISKANDAL

Değerli Kardeşim
Ana, hava gibidir; alamadığınız zaman farkına varırsınız. Ananız yaşıyorsa – şu andaki fiziki durumu ne olursa olsun – hala arkanızdaki manevi güçtür. Lütfen onlara olması gibi davranın. Benim gibi yitirmiş iseniz, en azından bugün, günlük koşuşturmanız arasında, kalbinizin sevgi odacığından ona bir demet sunun, bağrınızda sıcaklığını, dudaklarınızda ellerinin şefkatini hissedin.
Birçoğunuzun benzerine tanık olduğu, bir kısmınızın dolaylı olarak benzerlerini duyduğu, Anadolu insanının bir dönem ilginç bir şekilde yaşadığı öykülerden birini, bizzat tanık olduğum bir öyküyü, gelecek kuşaklara not düşsün diye yazıya döktüm. Günlük sıkıntılarından uzaklaşmak ve bir dönemin insanlarını anlamak isterseniz okuyunuz derim; eğer zaman bulamaz iseniz, yine de atmayınız, Ali Demirsoy klasörünün içine sürükleyiniz, bakarsınız çocuklarınız ilginç bulabilir. 
Sevgilerimle.