Sayın Kardeşim
Benim çalıştığım ve uzman olduğum konu biyoloji ve onun alt dalı olan zoolojidir. Mesleğim ise öğretim üyeliğidir. Bilimsel yenilikleri ve daha önce yapılmış olan; ancak günümüzde kullanıldığı zaman yarar getirecek olan bilgileri toplumun yararına sunma gibi bir sorumluluk isteyen meslek grubunun üyesiyim.
Ancak ülkemiz gündemi o denli hızlı değişmekte ve gerek kurumsal bazda gerekse dünya görüşü açısından o denli köklü değişimler yaşanmaktadır ki bilimsel yenilikleri topluma iletme görevi ikinci sıraya düşmektedir. Bu kadar sosyal bilimcinin, hukukçunun, tarihçinin, siyaset bilimcinin suskun kaldığı bir ülkede uzmanlık alanı böcekler olan bir insanın – olması gereken kesimlerin suskunluğu nedeniyle- fikir beyan etmeye ve olabilecek tehlikelere dikkat çekmeye yeltenmesi bir ülke için talihsizliktir. Öğretimden, yönetime, güvenlik güçlerinin organizasyonundan, adalet kurumlarının düzenlenmesine, cumhuriyetin temel ilkelerine ve cumhuriyeti kuranlara başka bir bakış açısı getirilmeye çalışılmasına, yakın tarih ile yüzleşmeye girişilmesine ve alışılageldiğimiz onlarca kurum ve anlayışın değiştirilmesine sessiz kalınmasına ya da fikir beyan edilmemesine seyirci kalmanın mesleğimiz açısından ahlaki olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle size bilimsel yazılarla ulaşmam gerekirken, zamanımın ve gücümün büyük bir kısmını doğabilecek tehlikelere ve gelecekte yaşayacağımız sosyal sıkıntılara dikkat çekmeye ayırıyorum.
Bu sefer biraz zaman bulup sık sık yaşadığımız bir soruna belki çözüm getirir umuduyla, “Depremi canlılar önceden algılayabilir mi?” adlı bilimsel bir yazı ile bu canlıları ve nasıl bir fizyolojik işlevle algılayabildiklerini açıklayan bir yazıyı okumanıza sunuyorum.
Ülkemizin güney ve batı kesimleri başta olmak üzere en az beş bin yıldan bu yana depremle yıkılmadık hiçbir kenti kalmamıştır denebilir. Erzincan’ın 5.000 yıldan bu yana en geç 60 yılda bir yıkıldığını biliyoruz. Bu kadar sık yaşanan bir olay felaket değil, bize biraz cömertçe vermiş olduğu bir doğa olayıdır. Yaşamımızın bir parçası olarak onu değerlendirmemiz ve onunla yaşamayı öğrenmemiz en akıllı yol olacaktır.
Her gün bir yenisini yaşadığımız deprem olaylarını ne yazık ki önceden saptayabilmemiz bu günkü araçlarla istenen düzeyde başarılamadı. Ancak depremlerle yüz yüze gelen canlılık, evrimsel olarak, bazılarında depremin yıkıcı etkisi henüz ortaya çıkmadan saptayabilecek bazı yapıları geliştirdi. Bunların neler olduğunu ve nasıl evrimleştiğini öğrenmek isterseniz okumanızı öneririm. Kim bilir canlılığın evrimleşme sürecindeki hayranlık veren bir başka serüveni de böylece yakından tanımış olusunuz.
Sevgilerimle
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız