Sayın Kardeşlerim
Bir kooperatifin geniş bir kitleye bir yazı konusu olarak sunulmasını belki yadırgayacaksınız. Ancak, bir kooperatifin sakinleri, bu ülkenin son elli yılına damgasını vuran çok önemli kişilerin oturduğu bir yerleşim yeri ise ve burada da ülkemizde her yerde görülen ve herkesin yakındığı olumsuzluklar ve düzensizlikler yaşanıyorsa, Türkiye’nin çarpık düzenini anlamak için tüm ülke yerine sadece ANGORA yapı kooperatifinde bir geziye katılmanız amacıyla yazılmıştır. Türkiye’deki düzen, durup dururken bozulmuyor; kadının anama yaptıkları ile ilgili bozuluyor. Benzerini yaşamadınız ise, bir gün yaşayacaksınız…
Sevgilerimle
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.
25 Mart 2011 Cuma
5 Mart 2011 Cumartesi
EN BÜYÜK TEHLİKE DUYARSIZLIĞIMIZ
Sevgili Kardeşim
Bu yazı bugüne kadar yaptığım gibi sistemi, yönetimi, politikacıları, yazarları çizerleri, emperyalistleri, kapitalistleri, işbirlikçileri, satılmışları değil, yaklaşık 2 yıldır yazı gönderdiğim sizleri konu almaktadır.
Babam bana “eğer bildiklerini, gördüklerini, öğrendiklerini insanlara iletmez ve öğretmezsen emeklerimi haram ederim” dediği için, yaklaşık 44 yıllık öğretim elemanlığı sürem içinden kendi penceremden gördüklerimi, önem verdiğim, bu ülkenin sorunlarına omuz vereceğini düşündüğüm, benim açımdan nitelikli 5000 kadar insana belirli aralıklarla yazı gönderdim.
Belli ki, kaba bir tahminle, gönderdiğim kişiler aracılığıyla bu yazılar duruma göre 100.000-200.000 kişiye dağıtılıyor. Doğrudan gönderdiğim ya da dolaylı alan belirli kişilerden onaylayan (çoğunlukta) ya da benimsemediğini belirten çok sayıda yazı aldım. Ancak gelen mektupların adresleri özellikle beni bu yazıyı göndermeye itti. Çünkü yazılarıma görüş ve eleştiri bildiren kişilerin önemli bir kısmı doğrudan –önem vererek gönderdiğim- Türkiye’de yaşayanlardan değil, anladığım kadarıyla Türkiye ile önemli bağlantısı kalmamış, gittiği ülkelere yerleşmiş Türk kökenlilerden gelmişti. Arjantin, Şili, Meksika, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika, İspanya, İtalya, Azerbaycan, İran, Türk Cumhuriyetleri, hatta Çin’in Sincan bölgesinden ve birçok diğer ülkeden.
Hâlbuki yazdıklarımı bire bir günlük bizatihi yaşayan ve sonuçlarından en çok etkilenecek kesimden, yani Sizlerden fikir beyan etmenizi ya da görüş bildirmenizi beklemiştim. Bunu yapan ve bana çok değerli katkılarda bulunan, zaman zaman yanlışlarımı bularak ya da yanılgılarımı hatırlatarak metnin orijinalinin düzeltilmesine katkılarda bulunan elektronik mektup listemde doğrudan yer alan sınırlı sayıdaki insanı bir daha şükranla anmak isterim.
Sorun sadece benim sorunum değil. Üstelik benim hiç değil. Yaşım ve kıdemim nedeniyle “unumu elemiş eleğimi ipe asmış”lardan biriyim. Sorun çocuklarımızın sorunu, sorun bu listede yer alan genç kesimin sorunu. Yaşayarak acı bir şekilde öğrenmenizin değil, önceden fark ederek gerekli önlemleri almanızın peşindeyim.
Atasözü gibi üç dört cümlelik yazıları okumakla yetinen değil, bir konuyu enine boyuna ele alıp inceleyen yazıları okumakla bir yerlere gidebileceğimizin artık farkına varalım.
Eğer çok uzun yazıldığı için okuyamadığınızı düşünüyorsanız, “elektronik mektup listemin yükünü hafifletebilmek için” lütfen bana bilgi veriniz ya da bu iletiyi aldığınızda bana boş bir ileti atınız.
Her canlının ölümü tadacağını;
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim…
Mevlana
Ben doğrudan yazı gönderdiğim insanlara çok değer veriyorum ve onları bu ülkenin yükünün altına girecek sütunlar olarak görüyorum. Direk demiyorum; çünkü direkler zora geldiğinde bel verir. Benim listeme aldığım insanların bel veremeyeceğine inanıyorum. Katkılarınızın çok değerli olacağını düşünüyorum. Duyarsızlığı en son Siz’e yakıştırıyorum… Sevgilerimi sunuyorum.
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.
Bu yazı bugüne kadar yaptığım gibi sistemi, yönetimi, politikacıları, yazarları çizerleri, emperyalistleri, kapitalistleri, işbirlikçileri, satılmışları değil, yaklaşık 2 yıldır yazı gönderdiğim sizleri konu almaktadır.
Babam bana “eğer bildiklerini, gördüklerini, öğrendiklerini insanlara iletmez ve öğretmezsen emeklerimi haram ederim” dediği için, yaklaşık 44 yıllık öğretim elemanlığı sürem içinden kendi penceremden gördüklerimi, önem verdiğim, bu ülkenin sorunlarına omuz vereceğini düşündüğüm, benim açımdan nitelikli 5000 kadar insana belirli aralıklarla yazı gönderdim.
Belli ki, kaba bir tahminle, gönderdiğim kişiler aracılığıyla bu yazılar duruma göre 100.000-200.000 kişiye dağıtılıyor. Doğrudan gönderdiğim ya da dolaylı alan belirli kişilerden onaylayan (çoğunlukta) ya da benimsemediğini belirten çok sayıda yazı aldım. Ancak gelen mektupların adresleri özellikle beni bu yazıyı göndermeye itti. Çünkü yazılarıma görüş ve eleştiri bildiren kişilerin önemli bir kısmı doğrudan –önem vererek gönderdiğim- Türkiye’de yaşayanlardan değil, anladığım kadarıyla Türkiye ile önemli bağlantısı kalmamış, gittiği ülkelere yerleşmiş Türk kökenlilerden gelmişti. Arjantin, Şili, Meksika, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika, İspanya, İtalya, Azerbaycan, İran, Türk Cumhuriyetleri, hatta Çin’in Sincan bölgesinden ve birçok diğer ülkeden.
Hâlbuki yazdıklarımı bire bir günlük bizatihi yaşayan ve sonuçlarından en çok etkilenecek kesimden, yani Sizlerden fikir beyan etmenizi ya da görüş bildirmenizi beklemiştim. Bunu yapan ve bana çok değerli katkılarda bulunan, zaman zaman yanlışlarımı bularak ya da yanılgılarımı hatırlatarak metnin orijinalinin düzeltilmesine katkılarda bulunan elektronik mektup listemde doğrudan yer alan sınırlı sayıdaki insanı bir daha şükranla anmak isterim.
Sorun sadece benim sorunum değil. Üstelik benim hiç değil. Yaşım ve kıdemim nedeniyle “unumu elemiş eleğimi ipe asmış”lardan biriyim. Sorun çocuklarımızın sorunu, sorun bu listede yer alan genç kesimin sorunu. Yaşayarak acı bir şekilde öğrenmenizin değil, önceden fark ederek gerekli önlemleri almanızın peşindeyim.
Atasözü gibi üç dört cümlelik yazıları okumakla yetinen değil, bir konuyu enine boyuna ele alıp inceleyen yazıları okumakla bir yerlere gidebileceğimizin artık farkına varalım.
Eğer çok uzun yazıldığı için okuyamadığınızı düşünüyorsanız, “elektronik mektup listemin yükünü hafifletebilmek için” lütfen bana bilgi veriniz ya da bu iletiyi aldığınızda bana boş bir ileti atınız.
Her canlının ölümü tadacağını;
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim…
Mevlana
Ben doğrudan yazı gönderdiğim insanlara çok değer veriyorum ve onları bu ülkenin yükünün altına girecek sütunlar olarak görüyorum. Direk demiyorum; çünkü direkler zora geldiğinde bel verir. Benim listeme aldığım insanların bel veremeyeceğine inanıyorum. Katkılarınızın çok değerli olacağını düşünüyorum. Duyarsızlığı en son Siz’e yakıştırıyorum… Sevgilerimi sunuyorum.
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.
19 Şubat 2011 Cumartesi
EVRİMCİLERİN TARTIŞMADA, YARATIŞCILARIN GERÇEK YAŞAMDA YANILGILARI-2
Sayın Kardeşim
Evrim tartışmaları eğer doğru ya da yanlış yapılırsa ne getirebilir ne götürebilir? Evrim öğretisini sadece insanın oluşumunu anlamaya yönelik bir öğreti olmadığını, insanın düşünce sisteminde yeniliklere açık bir aydınlamayı sağladığını; bizim doğru bellediğimiz çok şeyin başka bir coğrafyada hem de oraların başarılı toplumlarında hiç duyulduk olmadığını öğrenmek isterseniz bu yazıyı okuyunuz derim.
Bu yazının devamını okumak isterseniz burayı tıklayınız.
Evrim tartışmaları eğer doğru ya da yanlış yapılırsa ne getirebilir ne götürebilir? Evrim öğretisini sadece insanın oluşumunu anlamaya yönelik bir öğreti olmadığını, insanın düşünce sisteminde yeniliklere açık bir aydınlamayı sağladığını; bizim doğru bellediğimiz çok şeyin başka bir coğrafyada hem de oraların başarılı toplumlarında hiç duyulduk olmadığını öğrenmek isterseniz bu yazıyı okuyunuz derim.
Bu yazının devamını okumak isterseniz burayı tıklayınız.
29 Ocak 2011 Cumartesi
EVRİMCİLERİN YANILGISI-1
Sevgili Kardeşim
Bazen bir şeyi açıklamaya çalışırken, kullandığımız dil ya da çekincelerimiz nedeniyle “kaş yapayım derken göz çıkarabiliriz”. Evrim tartışmalarında ne yazık ki bu tip konuşmalar çok yaygın olarak yapılmaktadır. Bu nedenle, bilgisi olmayan ya da dogmasından sıyrılamayan insanlar, aydınlanma yerine zaman zaman daha da kararsızlığa düşebiliyorlar. Çünkü o açıklamaları yapan bilim adamlarının karasızlığını ya da ikilemlerini, o kişilerin kaygılarından değil de bilimsel zafiyetlerinden kaynaklandığı izlenimini ediniyorlar.
Bilimlerin anası olan Evrim Kuramını halka anlatmada başarıyı, verilen bilgiden çok daha önemlisi, sergilenen kararlı tutum ve tutarlılığın sağlayacağını gözden uzak tutmamak gerekir.
Saygılarımla
Yazının devamanı okumak için burayı tıklayanız.
Bazen bir şeyi açıklamaya çalışırken, kullandığımız dil ya da çekincelerimiz nedeniyle “kaş yapayım derken göz çıkarabiliriz”. Evrim tartışmalarında ne yazık ki bu tip konuşmalar çok yaygın olarak yapılmaktadır. Bu nedenle, bilgisi olmayan ya da dogmasından sıyrılamayan insanlar, aydınlanma yerine zaman zaman daha da kararsızlığa düşebiliyorlar. Çünkü o açıklamaları yapan bilim adamlarının karasızlığını ya da ikilemlerini, o kişilerin kaygılarından değil de bilimsel zafiyetlerinden kaynaklandığı izlenimini ediniyorlar.
Bilimlerin anası olan Evrim Kuramını halka anlatmada başarıyı, verilen bilgiden çok daha önemlisi, sergilenen kararlı tutum ve tutarlılığın sağlayacağını gözden uzak tutmamak gerekir.
Saygılarımla
Yazının devamanı okumak için burayı tıklayanız.
16 Ocak 2011 Pazar
SİZ KARAR VERİN: UCUBE OLAN NE
Sevgili Kardeşlerim
Kars’taki heykelle ilgili çekmiş olduğum fotoğraflar ve görüşlerim ilişikte. Size sunmuş olduğum görselleri de dikkate alarak neyin ucube olduğuna karar vermenizi diliyorum.
Saygılarımla
Yazının devamanı okumak için burayı tıklayınız.
Kars’taki heykelle ilgili çekmiş olduğum fotoğraflar ve görüşlerim ilişikte. Size sunmuş olduğum görselleri de dikkate alarak neyin ucube olduğuna karar vermenizi diliyorum.
Saygılarımla
Yazının devamanı okumak için burayı tıklayınız.
5 Aralık 2010 Pazar
CUMHURİYET SAVCILARI LÜTFEN BİZE YARDIM EDİNİZ
Sayın Kardeşim
Türkiye ve dünya için bir dönüm noktasına gelindi. Amerika’nın foyası dökülürken, hedef ülkelerin de ne olduklarını halkın anlayabilmesi için kapı aralanmaya başlandı. Türkiye geçmişte siyasilerin aklanmasını yargı yoluyla yapamadığı için, hem politikacılara hem yargıya güven gittikçe azaldı ve tehlikeli bir hal aldı.
Wikileaks belgeleri olarak bilinen, bomba gibi dünya kamuoyuna düşen belgeler, yeni bir dünyanın kurulması için önemli bir fırsat yaratmışa benzemektedir.
Yeniden yapılanma için böyle bir fırsatı en iyi değerlendirecek ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Bunun olabilmesinin tek koşulu, son zamanlarda her türlü ihbarı değerlendiren ve gereğini yapan savcılarımızın, bizzat Amerika tarafından kendilerine ait olduğunu teyit ettikleri bu rapor ve belgelerde yazılı olan hususları da tarafsız bir gözle inceleyip gerçeği halkımıza sunmaları ve suçlananları yargı yoluyla aklamaları olacaktır. Bekliyoruz…
Saygılarımla
Yazının devamanı okamak için burayı tıklayınız.
Türkiye ve dünya için bir dönüm noktasına gelindi. Amerika’nın foyası dökülürken, hedef ülkelerin de ne olduklarını halkın anlayabilmesi için kapı aralanmaya başlandı. Türkiye geçmişte siyasilerin aklanmasını yargı yoluyla yapamadığı için, hem politikacılara hem yargıya güven gittikçe azaldı ve tehlikeli bir hal aldı.
Wikileaks belgeleri olarak bilinen, bomba gibi dünya kamuoyuna düşen belgeler, yeni bir dünyanın kurulması için önemli bir fırsat yaratmışa benzemektedir.
Yeniden yapılanma için böyle bir fırsatı en iyi değerlendirecek ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Bunun olabilmesinin tek koşulu, son zamanlarda her türlü ihbarı değerlendiren ve gereğini yapan savcılarımızın, bizzat Amerika tarafından kendilerine ait olduğunu teyit ettikleri bu rapor ve belgelerde yazılı olan hususları da tarafsız bir gözle inceleyip gerçeği halkımıza sunmaları ve suçlananları yargı yoluyla aklamaları olacaktır. Bekliyoruz…
Saygılarımla
Yazının devamanı okamak için burayı tıklayınız.
29 Kasım 2010 Pazartesi
SARI BOĞAYI FEDA ETMEYECEKTİNİZ
Sayın Kardeşim
İnsan doğası, nedense olumsuzlukların hep başkasına, iyiliklerin de hep kendisine geleceğini düşündürür. Bu nedenle ölümü, çaresiz hastalıklara tutulmayı, haksız yere tutuklanmayı, haksız yere mahkûm olmayı hep başkasına yakıştırır, kendisinden uzak zanneder.
Bu yaklaşım, eğer yeterince bilinç gelişmemişse, başkalarının haksızlıklarına duyarsız kalmayı da getirir. Sadece sıradan adamların değil, kendini doğrudan ya da dolaylı olarak koruyanların kısa vadeli çıkarları için ateşe atılmalarına da göz yumar. Esasında aslanların önüne atılanların, kendi gelecekleri olduğunu iş işten geçtikten sonra anlar.
Le Fonten masallarını seviyorsanız, bu yazıdaki öyküyü okuyunuz; öyküde kendinize uygun rolü ve yeri seçiniz…
Sevgilerimle
Yazının devamını okumak isterseniz burayı tıklayınız
İnsan doğası, nedense olumsuzlukların hep başkasına, iyiliklerin de hep kendisine geleceğini düşündürür. Bu nedenle ölümü, çaresiz hastalıklara tutulmayı, haksız yere tutuklanmayı, haksız yere mahkûm olmayı hep başkasına yakıştırır, kendisinden uzak zanneder.
Bu yaklaşım, eğer yeterince bilinç gelişmemişse, başkalarının haksızlıklarına duyarsız kalmayı da getirir. Sadece sıradan adamların değil, kendini doğrudan ya da dolaylı olarak koruyanların kısa vadeli çıkarları için ateşe atılmalarına da göz yumar. Esasında aslanların önüne atılanların, kendi gelecekleri olduğunu iş işten geçtikten sonra anlar.
Le Fonten masallarını seviyorsanız, bu yazıdaki öyküyü okuyunuz; öyküde kendinize uygun rolü ve yeri seçiniz…
Sevgilerimle
Yazının devamını okumak isterseniz burayı tıklayınız
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)