Sayın Kardeşim
Hazırlanmaya çalışılan yeni anayasa, belli ki sadece ülkemizin değil Ön Asya’nın da geleceğini çizeceğe benziyor. Böyle bir anayasanın hazırlanmasında görüş bildirmenin ve niyetin ne kadar önemli olabileceğini birlikte değerlendirmeye ne dersiniz? Bu, sadece Siz’in değil, çocuklarınızın, torunlarınızın hatta komşularımızın geleceğini derinden etkileyecek bir girişim gibi görünüyor.
Yapacağımız hataları torunlarımız da düzeltemeyebilir.
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.
19 Ocak 2012 Perşembe
8 Ocak 2012 Pazar
SARI BOĞAYI TESLİM ETMEYECEKTİNİZ!
Sayın Kardeşim
İnsan doğası, nedense olumsuzlukların hep başkasına, iyiliklerin de hep kendisine geleceğini düşündürür. Bu nedenle ölümü, çaresiz hastalıklara tutulmayı, haksız yere tutuklanmayı, haksız yere mahkûm olmayı hep başkasına yakıştırır, kendisinden uzak zanneder.
Bu yaklaşım, eğer yeterince bilinç gelişmemişse, başkalarının haksızlıklarına duyarsız kalmayı da getirir. Sadece sıradan adamların değil, kendini doğrudan ya da dolaylı olarak koruyanların kısa vadeli çıkarları için ateşe atılmalarına da göz yumar. Esasında aslanların önüne atılanların, kendi gelecekleri olduğunu iş işten geçtikten sonra anlar.
Daha önce size gönderilen ve şimdi yeni tutuklamalardan sonra ek yapılan bu yazıyı büyük bir ibretle okuyacağınızı düşünüyorum.
Okuyun, okutun!!!
Le Fonten masallarını seviyorsanız, bu yazıdaki öyküyü okuyunuz; öyküde kendinize uygun rolü ve yeri seçiniz…
Sevgilerimle
Yazının devamanı okumak için burayı tıklayınız.
İnsan doğası, nedense olumsuzlukların hep başkasına, iyiliklerin de hep kendisine geleceğini düşündürür. Bu nedenle ölümü, çaresiz hastalıklara tutulmayı, haksız yere tutuklanmayı, haksız yere mahkûm olmayı hep başkasına yakıştırır, kendisinden uzak zanneder.
Bu yaklaşım, eğer yeterince bilinç gelişmemişse, başkalarının haksızlıklarına duyarsız kalmayı da getirir. Sadece sıradan adamların değil, kendini doğrudan ya da dolaylı olarak koruyanların kısa vadeli çıkarları için ateşe atılmalarına da göz yumar. Esasında aslanların önüne atılanların, kendi gelecekleri olduğunu iş işten geçtikten sonra anlar.
Daha önce size gönderilen ve şimdi yeni tutuklamalardan sonra ek yapılan bu yazıyı büyük bir ibretle okuyacağınızı düşünüyorum.
Okuyun, okutun!!!
Le Fonten masallarını seviyorsanız, bu yazıdaki öyküyü okuyunuz; öyküde kendinize uygun rolü ve yeri seçiniz…
Sevgilerimle
Yazının devamanı okumak için burayı tıklayınız.
10 Aralık 2011 Cumartesi
CANLILAR DEPREMİ ÖNCEDEN SEZİNLEYEBİLİR Mİ?
Sayın Kardeşim
Benim çalıştığım ve uzman olduğum konu biyoloji ve onun alt dalı olan zoolojidir. Mesleğim ise öğretim üyeliğidir. Bilimsel yenilikleri ve daha önce yapılmış olan; ancak günümüzde kullanıldığı zaman yarar getirecek olan bilgileri toplumun yararına sunma gibi bir sorumluluk isteyen meslek grubunun üyesiyim.
Ancak ülkemiz gündemi o denli hızlı değişmekte ve gerek kurumsal bazda gerekse dünya görüşü açısından o denli köklü değişimler yaşanmaktadır ki bilimsel yenilikleri topluma iletme görevi ikinci sıraya düşmektedir. Bu kadar sosyal bilimcinin, hukukçunun, tarihçinin, siyaset bilimcinin suskun kaldığı bir ülkede uzmanlık alanı böcekler olan bir insanın – olması gereken kesimlerin suskunluğu nedeniyle- fikir beyan etmeye ve olabilecek tehlikelere dikkat çekmeye yeltenmesi bir ülke için talihsizliktir. Öğretimden, yönetime, güvenlik güçlerinin organizasyonundan, adalet kurumlarının düzenlenmesine, cumhuriyetin temel ilkelerine ve cumhuriyeti kuranlara başka bir bakış açısı getirilmeye çalışılmasına, yakın tarih ile yüzleşmeye girişilmesine ve alışılageldiğimiz onlarca kurum ve anlayışın değiştirilmesine sessiz kalınmasına ya da fikir beyan edilmemesine seyirci kalmanın mesleğimiz açısından ahlaki olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle size bilimsel yazılarla ulaşmam gerekirken, zamanımın ve gücümün büyük bir kısmını doğabilecek tehlikelere ve gelecekte yaşayacağımız sosyal sıkıntılara dikkat çekmeye ayırıyorum.
Bu sefer biraz zaman bulup sık sık yaşadığımız bir soruna belki çözüm getirir umuduyla, “Depremi canlılar önceden algılayabilir mi?” adlı bilimsel bir yazı ile bu canlıları ve nasıl bir fizyolojik işlevle algılayabildiklerini açıklayan bir yazıyı okumanıza sunuyorum.
Ülkemizin güney ve batı kesimleri başta olmak üzere en az beş bin yıldan bu yana depremle yıkılmadık hiçbir kenti kalmamıştır denebilir. Erzincan’ın 5.000 yıldan bu yana en geç 60 yılda bir yıkıldığını biliyoruz. Bu kadar sık yaşanan bir olay felaket değil, bize biraz cömertçe vermiş olduğu bir doğa olayıdır. Yaşamımızın bir parçası olarak onu değerlendirmemiz ve onunla yaşamayı öğrenmemiz en akıllı yol olacaktır.
Her gün bir yenisini yaşadığımız deprem olaylarını ne yazık ki önceden saptayabilmemiz bu günkü araçlarla istenen düzeyde başarılamadı. Ancak depremlerle yüz yüze gelen canlılık, evrimsel olarak, bazılarında depremin yıkıcı etkisi henüz ortaya çıkmadan saptayabilecek bazı yapıları geliştirdi. Bunların neler olduğunu ve nasıl evrimleştiğini öğrenmek isterseniz okumanızı öneririm. Kim bilir canlılığın evrimleşme sürecindeki hayranlık veren bir başka serüveni de böylece yakından tanımış olusunuz.
Sevgilerimle
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız
Benim çalıştığım ve uzman olduğum konu biyoloji ve onun alt dalı olan zoolojidir. Mesleğim ise öğretim üyeliğidir. Bilimsel yenilikleri ve daha önce yapılmış olan; ancak günümüzde kullanıldığı zaman yarar getirecek olan bilgileri toplumun yararına sunma gibi bir sorumluluk isteyen meslek grubunun üyesiyim.
Ancak ülkemiz gündemi o denli hızlı değişmekte ve gerek kurumsal bazda gerekse dünya görüşü açısından o denli köklü değişimler yaşanmaktadır ki bilimsel yenilikleri topluma iletme görevi ikinci sıraya düşmektedir. Bu kadar sosyal bilimcinin, hukukçunun, tarihçinin, siyaset bilimcinin suskun kaldığı bir ülkede uzmanlık alanı böcekler olan bir insanın – olması gereken kesimlerin suskunluğu nedeniyle- fikir beyan etmeye ve olabilecek tehlikelere dikkat çekmeye yeltenmesi bir ülke için talihsizliktir. Öğretimden, yönetime, güvenlik güçlerinin organizasyonundan, adalet kurumlarının düzenlenmesine, cumhuriyetin temel ilkelerine ve cumhuriyeti kuranlara başka bir bakış açısı getirilmeye çalışılmasına, yakın tarih ile yüzleşmeye girişilmesine ve alışılageldiğimiz onlarca kurum ve anlayışın değiştirilmesine sessiz kalınmasına ya da fikir beyan edilmemesine seyirci kalmanın mesleğimiz açısından ahlaki olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle size bilimsel yazılarla ulaşmam gerekirken, zamanımın ve gücümün büyük bir kısmını doğabilecek tehlikelere ve gelecekte yaşayacağımız sosyal sıkıntılara dikkat çekmeye ayırıyorum.
Bu sefer biraz zaman bulup sık sık yaşadığımız bir soruna belki çözüm getirir umuduyla, “Depremi canlılar önceden algılayabilir mi?” adlı bilimsel bir yazı ile bu canlıları ve nasıl bir fizyolojik işlevle algılayabildiklerini açıklayan bir yazıyı okumanıza sunuyorum.
Ülkemizin güney ve batı kesimleri başta olmak üzere en az beş bin yıldan bu yana depremle yıkılmadık hiçbir kenti kalmamıştır denebilir. Erzincan’ın 5.000 yıldan bu yana en geç 60 yılda bir yıkıldığını biliyoruz. Bu kadar sık yaşanan bir olay felaket değil, bize biraz cömertçe vermiş olduğu bir doğa olayıdır. Yaşamımızın bir parçası olarak onu değerlendirmemiz ve onunla yaşamayı öğrenmemiz en akıllı yol olacaktır.
Her gün bir yenisini yaşadığımız deprem olaylarını ne yazık ki önceden saptayabilmemiz bu günkü araçlarla istenen düzeyde başarılamadı. Ancak depremlerle yüz yüze gelen canlılık, evrimsel olarak, bazılarında depremin yıkıcı etkisi henüz ortaya çıkmadan saptayabilecek bazı yapıları geliştirdi. Bunların neler olduğunu ve nasıl evrimleştiğini öğrenmek isterseniz okumanızı öneririm. Kim bilir canlılığın evrimleşme sürecindeki hayranlık veren bir başka serüveni de böylece yakından tanımış olusunuz.
Sevgilerimle
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız
25 Kasım 2011 Cuma
DERSİM TARTIŞMASI NEREYE GİDİŞTİR?
Sayın Kardeşim
Daha önce size göndermiş olduğum “Bertaraf Olacağım” adlı yazının devamı ne yazık ki dozu gittikçe artan Dersim Harekâtı tartışması ile gündeme oturuyor. Bilgisizlerin, yıkıcıların, Truva atlarının, işbirlikçilerin, Cumhuriyet düşmanlarının, gündemi saptırmak isteyenlerin cirit attığı; konuşması gereken kesimlerin – özellikle üniversitelerin- sus pus olduğu bir final yaşanıyor. Bu tartışmanın savcısı hükümet, avukatı da CHP olmamalı. Bu Cumhuriyetin getirilerine ve değerlerine herkes sahip çıkmalı.
Cumhuriyetin aşındırılmasına yönelik her saldırıya karşı koymayı ve bildiğim yönleriyle görüşlerimi, nitelikli kitle olarak tanımladığım sizlerle paylaşmayı milli bir görev olarak benimsediğim için “Dersim tartışması milli bir tehdit haline dönüştürülmeden önce” yazmış olduğum Dersim Harekâtının arka planını da içeren yazımı son ithamlara yanıt olacak biçimde düzenleyerek sizlerle paylaşmak istedim. İyi okumalar…
Saygılarımla
24.11.2011
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.
Daha önce size göndermiş olduğum “Bertaraf Olacağım” adlı yazının devamı ne yazık ki dozu gittikçe artan Dersim Harekâtı tartışması ile gündeme oturuyor. Bilgisizlerin, yıkıcıların, Truva atlarının, işbirlikçilerin, Cumhuriyet düşmanlarının, gündemi saptırmak isteyenlerin cirit attığı; konuşması gereken kesimlerin – özellikle üniversitelerin- sus pus olduğu bir final yaşanıyor. Bu tartışmanın savcısı hükümet, avukatı da CHP olmamalı. Bu Cumhuriyetin getirilerine ve değerlerine herkes sahip çıkmalı.
Cumhuriyetin aşındırılmasına yönelik her saldırıya karşı koymayı ve bildiğim yönleriyle görüşlerimi, nitelikli kitle olarak tanımladığım sizlerle paylaşmayı milli bir görev olarak benimsediğim için “Dersim tartışması milli bir tehdit haline dönüştürülmeden önce” yazmış olduğum Dersim Harekâtının arka planını da içeren yazımı son ithamlara yanıt olacak biçimde düzenleyerek sizlerle paylaşmak istedim. İyi okumalar…
Saygılarımla
24.11.2011
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.
14 Kasım 2011 Pazartesi
GELECEĞİN ÜNİVERSİTELERİNDE ÖZDENETİM
Sayın Kardeşim
Bugüne kadar bir türlü saydamlaştırılamayan ve kronik bir yapıya dönüşmüş üniversitelerimizi acaba hangi yapılanma ile akademik özgürlüğünü ve üniversite bağımsızlığını bozmadan- denetleyebiliriz ve yetiştireceğimiz öğrencileri küresel niteliğe kavuşturabiliriz.
Büyük bir olasılıkla bunu bugün bebek olan çocuklarınız ya da torunlarınız görecektir.
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.
Bugüne kadar bir türlü saydamlaştırılamayan ve kronik bir yapıya dönüşmüş üniversitelerimizi acaba hangi yapılanma ile akademik özgürlüğünü ve üniversite bağımsızlığını bozmadan- denetleyebiliriz ve yetiştireceğimiz öğrencileri küresel niteliğe kavuşturabiliriz.
Büyük bir olasılıkla bunu bugün bebek olan çocuklarınız ya da torunlarınız görecektir.
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.
1 Kasım 2011 Salı
ÜNİVERSİTE SORUNUNA GENEL BİR BAKIŞ VE BAZI ÖNERİLER
Sayın Kardeşim
Kronik tartışmaya dönüşmüş üniversite sorununa, bir de 46 yıllık bir öğretim üyesinin penceresinden bakmaya ne dersiniz? Türkiye geleceği açısından bu kurumu yeniden ele almalı, taklitçi modellerden arandırarak, dogmaya ve siyasete bulaştırmadan, bir yüzüyle ülke gerçeklerine diğer yüzüyle evrensel bilime dönük yeni bir Türk tipi üniversite oluşturmaya girişmelidir. İpuçlarını merak ederseniz bu yazıyı okumanızı öneririm…
►Önemli not: Akademik yaşama yeni başlayanların ve üniversitede yönetici olmaya niyetli olanların bu yazıyı özellikle başından sonuna kadar dikkatle okumalarını sadece önermiyorum; ayrıca rica da ediyorum.
►Önümüzdeki günlerde “Geleceğin üniversitelerinde özdenetim” adlı ikinci bir yazı alacaksınız.
Yazının devamını okumak istiyorsanız burayı tıklayınız.
Kronik tartışmaya dönüşmüş üniversite sorununa, bir de 46 yıllık bir öğretim üyesinin penceresinden bakmaya ne dersiniz? Türkiye geleceği açısından bu kurumu yeniden ele almalı, taklitçi modellerden arandırarak, dogmaya ve siyasete bulaştırmadan, bir yüzüyle ülke gerçeklerine diğer yüzüyle evrensel bilime dönük yeni bir Türk tipi üniversite oluşturmaya girişmelidir. İpuçlarını merak ederseniz bu yazıyı okumanızı öneririm…
►Önemli not: Akademik yaşama yeni başlayanların ve üniversitede yönetici olmaya niyetli olanların bu yazıyı özellikle başından sonuna kadar dikkatle okumalarını sadece önermiyorum; ayrıca rica da ediyorum.
►Önümüzdeki günlerde “Geleceğin üniversitelerinde özdenetim” adlı ikinci bir yazı alacaksınız.
Yazının devamını okumak istiyorsanız burayı tıklayınız.
23 Ekim 2011 Pazar
CENAZE NAMAZINI KILMAYI İYİCE ÖĞRENDİK
Sayın Kardeşim
Ben artık televizyonlarda şehit gömme törenlerini ve orada boy gösteren zevatı görmek istemiyorum. Bitmesini bütün kalbimle diliyorum; ancak bu yaklaşım ve anlayışla bitmeyeceğini de biliyorum. Hepimizin ruh sağlığını derinden etkilendiğini düşündüğüm bu 30 yıllık beceriksizlik, yetersizlik ve yanlış politikaların muhasebesini yapmaya ne dersiniz?
Sevgilerimle
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.
Ben artık televizyonlarda şehit gömme törenlerini ve orada boy gösteren zevatı görmek istemiyorum. Bitmesini bütün kalbimle diliyorum; ancak bu yaklaşım ve anlayışla bitmeyeceğini de biliyorum. Hepimizin ruh sağlığını derinden etkilendiğini düşündüğüm bu 30 yıllık beceriksizlik, yetersizlik ve yanlış politikaların muhasebesini yapmaya ne dersiniz?
Sevgilerimle
Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)