Değerli Kardeşim,
Yönetici seçme toplumsal bir değerdir. Her seçim aslında toplumun yapısını belirlemede önemli kıstasları ortaya koyması bakımından önemlidir. Bir toplum kendine benzemeyen birini seçemez. Kendine benzemeyen yöneticiler ancak devrimlerle ya da darbelerle gelir. Ülkemiz her türlüsünü yaşadı. Belki okuduğunuzda kendinizden bir şeyler de bulacaksınız…
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
9 Ekim 2014 Perşembe
KURBANIN KURBANI OLANLAR
Değerli Kardeşim,
Türkiye’deki iç ve dış gelişmeler Türkiye’nin bir yol ayırımına geldiğini göstermektedir. Ya uygar dünyanın bir parçası olma çabalarımızı sürdürürüz (uygar dünyada kalırız diyemiyorum; çünkü Avrupa Birliğine bile henüz almadılar) ya da dogmalar dünyasının bataklığında yerimizi alırız. Geleneğimize, inançlarımıza, dinimize ters düşse de uygar dünyanın olmaz ise olmazları var.
Uygar dünya ve bu ülkede birçok insan sokaklarda vahşi bir biçimde hayvan boğazlanmasını görmek istemiyor. Bunun yararını ekonominin, sosyolojinin, psikolojinin, empatinin (duygudaşlığın) en sapkın yönleriyle bile açıklayamazsınız. Belli ki bir ranta dönüştürülmüş kurban kesme geleneği, bunu çıkar amacıyla kullanan yönetimler ve kurumlar tarafından asla önlenmeyecektir.
Bu durumda tek çıkar yolumuz kalıyor. Bu ülkede her şeye karşın gelişen dünya düzenine ayak uydurabilecek, uygar, belirli bir kesimin hala ayakta olduğunu hatta etkin olduğunu düşünürsek, kurban kesme geleneğine son verme şansımız var demektir. Bu yazı, duyguları ve korkuları ile değil, aklı ile karar verecek insanların “karar almasında” yararı olur amacıyla dördüncü defa (çok değerli bir bilim ve din adamının makalesi de eklenerek) gönderilmiştir.
Kurbana hayır! Sosyalleşmeyi ve bütünleşmeyi sağlayan bayramına evet duygularımla, bayramınızı kutluyor sağlıklı günler diliyorum.
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Türkiye’deki iç ve dış gelişmeler Türkiye’nin bir yol ayırımına geldiğini göstermektedir. Ya uygar dünyanın bir parçası olma çabalarımızı sürdürürüz (uygar dünyada kalırız diyemiyorum; çünkü Avrupa Birliğine bile henüz almadılar) ya da dogmalar dünyasının bataklığında yerimizi alırız. Geleneğimize, inançlarımıza, dinimize ters düşse de uygar dünyanın olmaz ise olmazları var.
Uygar dünya ve bu ülkede birçok insan sokaklarda vahşi bir biçimde hayvan boğazlanmasını görmek istemiyor. Bunun yararını ekonominin, sosyolojinin, psikolojinin, empatinin (duygudaşlığın) en sapkın yönleriyle bile açıklayamazsınız. Belli ki bir ranta dönüştürülmüş kurban kesme geleneği, bunu çıkar amacıyla kullanan yönetimler ve kurumlar tarafından asla önlenmeyecektir.
Bu durumda tek çıkar yolumuz kalıyor. Bu ülkede her şeye karşın gelişen dünya düzenine ayak uydurabilecek, uygar, belirli bir kesimin hala ayakta olduğunu hatta etkin olduğunu düşünürsek, kurban kesme geleneğine son verme şansımız var demektir. Bu yazı, duyguları ve korkuları ile değil, aklı ile karar verecek insanların “karar almasında” yararı olur amacıyla dördüncü defa (çok değerli bir bilim ve din adamının makalesi de eklenerek) gönderilmiştir.
Kurbana hayır! Sosyalleşmeyi ve bütünleşmeyi sağlayan bayramına evet duygularımla, bayramınızı kutluyor sağlıklı günler diliyorum.
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
ISKANDAL
Değerli Kardeşim,
Ana, hava gibidir; alamadığınız zaman farkına varırsınız. Ananız yaşıyorsa – şu andaki fiziki durumu ne olursa olsun – hala arkanızdaki manevi güçtür. Lütfen onlara olması gibi davranın. Benim gibi yitirmiş iseniz, en azından bugün, günlük koşuşturmanız arasında, kalbinizin sevgi odacığından ona bir demet sunun, bağrınızda sıcaklığını, dudaklarınızda ellerinin şefkatini hissedin.
Birçoğunuzun benzerine tanık olduğu, bir kısmınızın dolaylı olarak benzerlerini duyduğu, Anadolu insanının bir dönem ilginç bir şekilde yaşadığı öykülerden birini, bizzat tanık olduğum bir öyküyü, gelecek kuşaklara not düşsün diye yazıya döktüm. Günlük sıkıntılarından uzaklaşmak ve bir dönemin insanlarını anlamak isterseniz okuyunuz derim; eğer zaman bulamaz iseniz, yine de atmayınız, Ali Demirsoy klasörünün içine sürükleyiniz, bakarsınız çocuklarınız ilginç bulabilir. Sevgilerimle.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Ana, hava gibidir; alamadığınız zaman farkına varırsınız. Ananız yaşıyorsa – şu andaki fiziki durumu ne olursa olsun – hala arkanızdaki manevi güçtür. Lütfen onlara olması gibi davranın. Benim gibi yitirmiş iseniz, en azından bugün, günlük koşuşturmanız arasında, kalbinizin sevgi odacığından ona bir demet sunun, bağrınızda sıcaklığını, dudaklarınızda ellerinin şefkatini hissedin.
Birçoğunuzun benzerine tanık olduğu, bir kısmınızın dolaylı olarak benzerlerini duyduğu, Anadolu insanının bir dönem ilginç bir şekilde yaşadığı öykülerden birini, bizzat tanık olduğum bir öyküyü, gelecek kuşaklara not düşsün diye yazıya döktüm. Günlük sıkıntılarından uzaklaşmak ve bir dönemin insanlarını anlamak isterseniz okuyunuz derim; eğer zaman bulamaz iseniz, yine de atmayınız, Ali Demirsoy klasörünün içine sürükleyiniz, bakarsınız çocuklarınız ilginç bulabilir. Sevgilerimle.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
TÜRKİYE’NİN ÖNEMLİ SINAVLARININ BİLİNMEYEN ÖYKÜSÜ
Değerli Kardeşim,
TUS, YGS, KPSS, LYS, ALES yapılmasında ve bazılarının yürütülmesinde belirli sürelerle katkım oldu. Bu ülkenin insanını tarafsız değerlendirme için her zaman girişimlerde bulundum; ancak yetkili yerlerde olamadığım için istediklerimi tümüyle benimsetemedim. Ancak karınca kararınca katkım olduğunu düşünerek yine de mutlu olduğumu söyleyebilirim.
Nasıl başladık, nasıl sürdürdük nereye geldik? Eğer doğanın yadsınamaz kuralını uygulamayı kaçınılmaz olarak görüyorsak, başarılı olanın seçilmesinin gerektiği düşüncemin hala geçerli olduğunu söyleyebilirim. Eğitiminden mutlu olmayan, haksızlığa uğradığını düşünen, beklediği yere gelmediğini varsayan herkesin okumasını öneririm…
Özel not: Görünürde KPSS sınavı, gençlerini üniversitede meşgul ettikten sonra, iş veremeyen, kadrosuna alamayan yönetimlerin, sanki kusur ve yetersizlik gençlerdeymiş izlenimi vermek için KPSS sınavı gibi ucube bir “bahane” nedeni yaratma kurnazlığından başka bir şey değildir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
TUS, YGS, KPSS, LYS, ALES yapılmasında ve bazılarının yürütülmesinde belirli sürelerle katkım oldu. Bu ülkenin insanını tarafsız değerlendirme için her zaman girişimlerde bulundum; ancak yetkili yerlerde olamadığım için istediklerimi tümüyle benimsetemedim. Ancak karınca kararınca katkım olduğunu düşünerek yine de mutlu olduğumu söyleyebilirim.
Nasıl başladık, nasıl sürdürdük nereye geldik? Eğer doğanın yadsınamaz kuralını uygulamayı kaçınılmaz olarak görüyorsak, başarılı olanın seçilmesinin gerektiği düşüncemin hala geçerli olduğunu söyleyebilirim. Eğitiminden mutlu olmayan, haksızlığa uğradığını düşünen, beklediği yere gelmediğini varsayan herkesin okumasını öneririm…
Özel not: Görünürde KPSS sınavı, gençlerini üniversitede meşgul ettikten sonra, iş veremeyen, kadrosuna alamayan yönetimlerin, sanki kusur ve yetersizlik gençlerdeymiş izlenimi vermek için KPSS sınavı gibi ucube bir “bahane” nedeni yaratma kurnazlığından başka bir şey değildir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Toprağını koruyamayan bir devletin egemenlik hakkı er ya da geç tartışmaya açılır...
Sevgili Kardeşim,
Bu coğrafya üzerinde kara bulutların daha da yoğunlaştığı uzun zamandır biliniyor. Hanımı Sokrates’i yaşam tarzı ile ilgili olarak sürekli uyarıyor. Bir gün yine sorumsuz bir şekilde öğrencileri ile eve girerken, karışı kalın bir oklavayla kafasına vuruyor. Sokrates, öğrencilerine dönerek, bu kadar gök gürlemesinden ve şimşek çakmasından sonra dolu yağacağı belliydi. Biz de bu coğrafyada doluya tutulduk. Bunu bu ülkenin kenara atılmış çok sınırlı sayıda kalan aydını tahmin etmişti. Zayıf da olsa uyarmıştı. Bu ülkenin toprak yönetimini de aydınlar uyardı, uyarıyor. Ancak sağırlık bilinen en kötü duyu eksikliğidir…
Bu ülkenin topraklarını yaklaşık 700 yıldan beri kullanıyoruz. Nasıl kullandığımızı bir kenara bırakalım; sicilimiz temiz olmayabilir. Ancak bundan böyle nasıl kullanmalıyız, yönetmeliyiz sorusunun yanıtını arayalım. Topraklar bir millete kullanım hakkıyla verilir, tapusuyla değil; eğer onu hor kullanırsanız ya da kısa vadeli çıkarlarınız için peşkeş çekerseniz, bir gün tümüne birileri sahip çıkmaya kalkışır. Yaşamadan öğrenmeye ne dersiniz?
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Bu coğrafya üzerinde kara bulutların daha da yoğunlaştığı uzun zamandır biliniyor. Hanımı Sokrates’i yaşam tarzı ile ilgili olarak sürekli uyarıyor. Bir gün yine sorumsuz bir şekilde öğrencileri ile eve girerken, karışı kalın bir oklavayla kafasına vuruyor. Sokrates, öğrencilerine dönerek, bu kadar gök gürlemesinden ve şimşek çakmasından sonra dolu yağacağı belliydi. Biz de bu coğrafyada doluya tutulduk. Bunu bu ülkenin kenara atılmış çok sınırlı sayıda kalan aydını tahmin etmişti. Zayıf da olsa uyarmıştı. Bu ülkenin toprak yönetimini de aydınlar uyardı, uyarıyor. Ancak sağırlık bilinen en kötü duyu eksikliğidir…
Bu ülkenin topraklarını yaklaşık 700 yıldan beri kullanıyoruz. Nasıl kullandığımızı bir kenara bırakalım; sicilimiz temiz olmayabilir. Ancak bundan böyle nasıl kullanmalıyız, yönetmeliyiz sorusunun yanıtını arayalım. Topraklar bir millete kullanım hakkıyla verilir, tapusuyla değil; eğer onu hor kullanırsanız ya da kısa vadeli çıkarlarınız için peşkeş çekerseniz, bir gün tümüne birileri sahip çıkmaya kalkışır. Yaşamadan öğrenmeye ne dersiniz?
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Paralel yapı olarak adlandırılan yapılanma, siyaseten ortadan kaldırılmalıdır; çünkü iki cambaz bir ipte oynayamaz.
Paralel yapı olarak adlandırılan yapılanma, siyaseten ortadan kaldırılmalıdır; çünkü iki cambaz bir ipte oynayamaz. Ancak toplumun da öbür cambazın bir gün ayaklarını yere bastırması gerekir. O gün geldi…
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Yazının devamını okumak için tıklayın.
YA KURCALAMA YA DA KURCALARSAN TAM KURCALA!
Değerli Kardeşim,
Birçok zorluğumuzun geçmişteki eğitimimizden ya da dayatılan yaşam tarzımızdan kaynaklandığını öğrendiğimizde, bugün hep yan çizdiğimiz birçok sorunun nedenini kurcalamaya kalkıştığımızda yolumuzun üzerindeki engellerin nasıl kalktığını göreceğiz. Yeter ki o cesareti gösterebilelim. Zihnimizin kurcalanmasından rahatsız olmamanın yolunu aramalıyız.
Kurcalamasanız, kurcalanırsınız…
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Birçok zorluğumuzun geçmişteki eğitimimizden ya da dayatılan yaşam tarzımızdan kaynaklandığını öğrendiğimizde, bugün hep yan çizdiğimiz birçok sorunun nedenini kurcalamaya kalkıştığımızda yolumuzun üzerindeki engellerin nasıl kalktığını göreceğiz. Yeter ki o cesareti gösterebilelim. Zihnimizin kurcalanmasından rahatsız olmamanın yolunu aramalıyız.
Kurcalamasanız, kurcalanırsınız…
Saygılarımla
Yazının devamını okumak için tıklayın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)