17 Mart 2010 Çarşamba

Hayal görmeyin! Yanıltmayın! Anadolu’nun doğusu hiçbir zaman kalkınamayacaktır

Bugüne kadar bizi aldatan-yanıltan politikacılarımızın çıkmazını anlamak, ülkemizin, bizim ve çocuklarımızın önümüzdeki yıllarda hangi zorluklarla karşılaşabileceğini daha iyi anlamak, bir kangrene dönüşmüş olan “Doğu Meselesini” gerçekçi gözle anlayabilmek ve değerlendirebilmek için, 43 yıldır Ağrı Dağının tepesi hariç her yere girmiş çıkmış, halkın içinde onlar gibi yaşamış, gördüklerini ve öğrendiklerini bilimin süzgecinden geçirerek analiz etmeye ve sentezlemeye çalışmış bir bilim adamının düşüncelerini ve hayalle gerçeği ayırmanın zamanının gelip geçtiğini öğrenmek istiyorsanız bu yazıyı dikkatle okumanızı öneririm…


Türkiye’nin sorunları bir iki sayfayla anlatılabilecek ve çözümlenebilecek gibi olmaktan çıkmıştır. Yazmış olduğum bu sunum belki de bugüne kadar çeşitli yönleriyle ele alınmış en kapsamlı “Doğu Raporu’dur. Bu nedenle bu yazıyı alışılagelmiş –sadece göz atmayla yetinilebilecek- bir mail olarak değerlendirmemenizi dilerim. Ben size değer verdiğim ve duyarlı olduğunuzu düşündüğüm için yazılarımı gönderiyorum. Eğer dağıtım listemin dışındakilere bir gün böyle bir sunuş yazısı gönderecek olsaydım, yazıyı şöyle bitirirdim.



Eğer böyle bir raporu okumak size zor gelirse, kendinizi zorlamayınız, haber dinleme gibi bir alışkanlığınız varsa, ülkenin başında dönen karabulutları –parçalanma aşamasına gelen kalkışmaları- demokrasinin bir gereği gibi gösteren konuşmaları, önemli kurum ve kişilerin içinde olduğu ileri sürülen ve başka bir ülkede bu ilişkilerin doğruluğu karara bağlanmış Deniz Feneri gibi yanık kokusu çıkan ve bit yeniği olan bir yılan öyküsünü dinleyebilir, devletin başındaki insanların çocuklarının ve belediye başkanlarının iş bilir girişimlerini ve servetlerini nasıl edindiklerini öğrenebilir; içeridekilerin neden orada olduklarını bilemedikleri, halkın bir türlü gerçek nedenini anlayamadığı, hatta bizzat soruşturmaları yürütenlerin bile neyi ne için yaptıklarını tam açıklayamadıkları Ergenekon Davası diye bilinen, tekmili birden 32 kısım olan bir davayı izleyebilirsiniz. Eğer Atatürk’ün devlet adamlığı ve tavrı ile karşılaştırma gibi bir saplantınız yoksa, devlet adamlarımızın ve parti başkanlarının nutuklarını da dinleyebilirsiniz. Eğer haberlerle ilgilenmiyorsanız ve vakit sabah ise çok güzel kızların ve yakışıklı erkeklerin rol aldığı birbirlerini dolandıran her türlü ahlak dışı ilişkilerin sergilendiği Brezilya dizileri; öğleden sonra ise “ununu eleyip eleğini duvara asması gereken” kişilerin evlenme isteklerini dile getiren onlarca kanal emrinizde olacaktır; eğer moda deyimle prime time (günün en önemli, insanların ailece bir şeyi seyredebileceği zaman dilimi) yani akşam yemek sırasında ya da yemekten sonraki zamanda birbirinden sulu sözler içeren, göğsünü ve kalçasını o yana bu yana sallayan güzel bayanların yer aldığı, düşünmek için tek bir ATP (enerji veren molekül) kullanmadan seyredebileceğiniz televole ya da paparazi gibi sunumlar onlarca kanalda sizinle birlikte olacaktır; eğer vakit biraz ilerlemişse merak etmeyin onlarca dizi (Acemi Cadı, Acı Hayat, Adanalı, Alanya Almanya, Aliye, Anadolu Kaplanı, Annem, Arka Sokaklar, Asi, Aşk Meydan Savaşı, Aşk Oyunu, Aşka Sürgün, Aşkı-memnu, Avrupa Yakası, Ayrılan Kalpler, Aysarının Zilleri, Azap Yolu, Belalı Baldız, Beşinci Boyut, Beyaz Gelincik, Bin bir Gece, Bir Demet Tiyatro, Bizimkiler, Boş kovan, Büyük Buluşma, Büyük Yalan, Candan Öte, Cemile, Cennet Mahallesi, Çocuklar Duymasın, Çocuklar Ne Olacak, Davetsiz Misafir, Denizler İmparatoru, Emret Komutanım, En Son Babalar Duyar, Esir Kalpler, Esir Şehrin İnsanları, Fırtına, Gece-gündüz, Gecede Bir Gün, Gizli Dosyalar, Gönül, Gülpare, Gümüş, Hacı, Hanedan Aynası, Hayat Bilgisi, Hayat Türküsü, Hayrola Çay Bahçesi, Haziran Gecesi, Hırsız Polis, Hisarbuselik, Ihlamurlar Altında, İki Aile, İstanbul Şahidimdir, Kadın İsterse, Kanıt Peşinde, Kavak Yelleri, Kaygısızlar, Kırık Kanatlar, Kısa Metraj, Kız Babası, Kod Adı, Konsey, Kurşun Yarası, Kurtlar Vadisi, Kuzey ve Güney, Mavi Ay, Mavi Rüya, Müfettiş Gadget, Papatyam, Rumelil yakası, Sağır Oda, Sahte Prenses, Selena, Sev Kardeşim, Sıla, Sınav Filmi, Sırlar Dünyası, Sihirli Annem, Son Ütücü, Sonradan Görme, Şaşı Felek Çıkmazı, Şeker Kız Candy, Şöhret, Tarık ve Diğerleri, Taşların Sırrı, Tatlı Hayat, Yabancı Damat, Yağmurdan Sonra, Yalancı Yarim, Yanık Koza, Yaprak dökümü, Yaşanmış Şehir Hikayeleri, Yedi Numara, Yedi Tepe İstanbul, Yine de Aşığım, Zenginler de Ağlar, Mavi Rüya ve daha onlarcası…) sizi bekliyor. Uykunuz gelmemiş ve saat 24’ü geçmişse, tehlike başlıyor demektir. Yüzleri gergin, suratları asık, yaptıkları espriler kuru, anlattıklarına bakılırsa, halkın deyimiyle “goministlik yapan” bazı adamlar bu sefer sahneye çıkıyorlar. Yüzlerce yıl önceki yapılan hatalardan, bugünkü idari sistemin ve basın ortamının satılmışlığından, kişiliksizlikten, duyarsızlıktan, yalakalıktan dem vuran bu herifleri iyi ki basın ortamı gecenin bu vaktinde çıkarıyor da, gençlerimizin bu gomunist fikirlerden ahlakları bozulmuyor. Nezih basınımız bizleri düşünüyor. Eğer hala uykunuz gelmemişse, sabaha karşı, onlarca kanalda, içeriğini ve anlamını bir türlü kavrayamadığınız, yanık seslerle okunan Kur’an sürelerini dinleyebilirsiniz; arkasından da sanki öbür dünyaya gitmiş de gelmiş ve her şeyi görmüş gibi, ballandıra ballandıra, ağızlarını şapırtata şapırtata anlatan, sanki Tanrının dünyadaki sözcüsü gibi tavır takınan hocalarımızı dinleyebilirsiniz.



Dünyanın her tarafını görmedim, ancak halkını meşgul etmek ve oyalamak için bu kadar seçenek sunan başka bir ülke olduğunu da zannetmiyorum. Bilmiyorum, RTÜK’e mi, Kültür Bakanlığına mı yoksa başka bir kuruluşa mı teşekkür etsek.



Yine Anadolu insanının yüzlerce yıldır kullandığı bir tümce ile bitirmek istiyorum: Allah ıslah ede.



Sevgilerimle